Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu

Uzunca bir aradan sonra tüm karşı devrimcilere ve ister-istemez onlarla işbirliği yapan haysiyetsizlere yeniden burada olduğumu ilan ediyorum.

Bugün Kemalist Uğur Mumcunun Kontrgerilla tarafından alçakça katledilişinin yıldönümü.Böyle anlamlı bir günde blogumu yayına açarak hüznümü satırlara dökmeye çalıştım.Takdir sizindir.

ugur_mumcu.jpg

Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu

 

“Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.” derdi Uğur Mumcu.O`nu 24 Ocak 1993 pazar günü hunharca katledilişinin 16. yılında hasretle, minnetle, O`nun yolunda ilerlemenin verdiği gururla anıyoruz.

 

Daha 20 yaşındaydı “Türk Sosyalizmi” adlı makalesiyle Yunus Nadi ödülünü kazandığında.Gençlik çağlarında belliydi geleceği.O profesyonel devrimciydi ve profesyonel devrimci hele ki gazeteciyse ne iktidardan ne de çeşitli güç odaklarından çekinmemeliydi.Uğur Mumcu devrimci yola baş koymuştu ve bu yolda kılıcıyla değil kalemiyle savaşıyordu.

 

Üniversitede Öğrenci Derneği Başkanı seçilen Uğur Mumcu, avukat olarak üniversiteden mezun oldu ve Türk Sosyalisti Doğan Avcıoğlunun yanında “Yön” dergisinde yazarlığa başladı.O yıllarda şöyle diyordu: “İnsanlar sadece konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludurlar.”.Akşam Gazetesi ve Kim Dergisinde yazmaya başladı, Londraya dil öğrenmeye gitti.Kim Dergisindeki son yazısı “Yeter Artık Beyler!” oldu.Bu yazıda emperyalizmin bizi komünizmden korumaya (!) ne denli istekli olduğunu gözler önüne seriyordu.O tam bağımsız bir gazeteciydi ve  tam bağımsız olamadığımızı anlatıyordu.Demokrasi ve sosyalizm dersi veriyor, Türk milliyetçiliğine vurgu yaparak milliyetçi sosyalizmin yani Kemalizmin değerini öğretiyordu.

 

Kim Dergisinden ayrıldıktan sonra birçok dergi ve gazetede makaleleri, araştırmaları yayınlandı.12 Marttan sonra gözaltına alındı.Bir ay sorgudan geçirildi.Yaşadıklarını daha sonra Yeni Ortam da “Kitaplarımı İsterim” diyerek anlatacaktı.Tam askere gidecekken “orduya hakaret etmek” suçuyla tutuklandı ve 7 yıla mahkum edildi.Mamak Askeri Cezaevinde 1 yıldan sonra Yargıtay kararı bozdu ve beraat etti.Fakat iktidarın planı hazırdı.Tıpkı milli komünist Nazım Hikmet örneğinde olduğu gibi Uğur Mumcuyu hemen askere aldılar.Askere subay olarak gitmesi gerekirken “kötü hal ve düşünce sahibi” raporuyla er olarak gönderildi.O artık bir “Sakıncalı Piyade” idi.“O günlerdeki aramalarda ilginç olaylar geçiyordu.Bir sıkı-yönetim görevlisi, 'V. İ. Lenin biçiminde yazılan Lenin'in adını görünce ‘Yaz oğlum,altıncı Lenin...’” anısıyla 12 Mart müdahalesinin çürüklüğünü gözler önüne sermişti.Askerlik görevini tamamladıktan sonra Yeni Ortamda yazmaya başladı.“Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz.” diyen Süleyman Demirele Türk siyasetine sızmış tüm ajanların isimlerini ve oluşumlarını belgeleyerek karşılık verdi.Onun o dönem “bir hikayesi vardı” ve “sormasa mıydı”?

 

Yahya Demirel hakkında “Mobilya Dosyası” nı hazırlayarak hayali ihtacatın üzerine gitti.Yer yerinden oynadı.Başta Sakıncalı Piyade olmak üzere çeşitli kitapları basılmaya başlandı.1980 öncesinde anlatmaya başladığı terör ve arkasındaki emperyalist güçlere 12 Eylül sonrasında daha çok değinmeye başladı.”Silah Kaçakçılığı ve Terör” isimli kitabı kendi deyimiyle “terörün silah kaçakçılığı ile ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak” amacıyla yayımlandı.Kendi tabiri ile ülkücü tosuncukların kontrgerilladan emir aldığını gün ışığına çıkardığı birçok bilgi ve belgeyle açığa vurdu.Bu dönem Ağca ile röportaj yaptı.Aydınlar Dilekçesinde imzası olduğundan Kenan Evren tarafından vatan hainliği ile suçlanarak diğer birçok aydınla beraber hakkında dava açıldı.12 Eylüldeki hukuksuzlukları uzun süre yazdı, TİP yöneticileriyle çeşitli söyleşiler yaptı ve bu söyleşileri kitaplar halinde yayımladı.

 

Özal döneminde Anayasaya aykırı, Cumhuriyetin ilkeleriyle bağdaşmayan ne varsa yazdı, sinmedi, korkmadı.Yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkartarak halkın ona olan güvenini katladı.Özalın “bir avuç” olarak nitelendirdiği PKK ve tarihi geçmişini anlatarak terör örgütü ve arkasındaki güçlerin misyonunun ne denli büyük olduğunu ortaya koydu. “Kürt-İslam Ayaklanması” kitabı ile Şeyh Sait İsyanı gibi Kürtçü ayaklanmaların özüne, İslamcılık ve Kürtçülüğün tarihi ortaklığına indi.1991 yılında Cumhuriyet Gazetesi yönetimi ile anlaşamadığından gazeteden ayrıldı. Cumhuriyet Gazetesi yönetim değişikliğine gittiğinden bir aylığına yazdığı Milliyetten Cumhuriyete geçti.Sonuçta Cumhuriyet onun gazetesiydi. Sevgi Özel “Uğur Olsun” kitabında Uğur Mumcunun Cumhuriyet Gazetesine bağlılığını şöyle aktarıyor bizlere “... 80'lerin ortasında Erol Simavi aradı Uğur'u. Ankara'ya geleceğini, görüşmek istediğini söyledi, buluştular. Uğur, yanında Öcal'ı da götürmüştü. Simavi söze, ''İnsanlar zenginleştikçe sağa kayar, ben tersini yapıyorum, sola kayıyorum,'' diyerek başladı. Solcu yazarları toplayacak bir gazete çıkarmak istediğini, Uğur'u da burada görmek istediğini belirtti. Cumhuriyet'ten yeni gazeteye geçmesi yeterliydi, ne diyorsa o olacaktı. Kesenin ağzını açmıştı Simavi. ''Sana açık çek vereceğim, sayıyı kendin yaz.'' , ''Böyle bir öneriyle karşılaşacağını bilseydim kesinlikle Simavi'yle buluşmazdım,'' dedi Öcal'a. ''Cumhuriyet'ten ayrılmam. Böyle bir öneriyi kabul etmem.Nadir Nadi'ye ne derim? Verdiğim sözleri nasıl yok sayarım, Nadir Bey şöyle bir baksa yerin dibine geçerim, asıl manevi değerler bunlardır? Sayın Simavi, manevi değerlere asıl sahip çıkanlar da bizleriz.”.Öldürülmesinden önce PKK terörüne sıkça değinen ve “Gazi Paşaya Suikast” kitabını yazan Uğur Mumcu Kürt Dosyası üzerinde çalışıyordu.

 

O gerçek bir Kemalistti.Bugünün yozlaşmış “Kürt Solu” na inat, o tam bir Türk Sosyalisti, tam bir devrimci idi.Halkçılığıyla daima övünürdü.Askerliği hakkında “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!” düşüncesiyle onu er olarak askere gönderenlerin aslında ne kadar küçük olduklarını gösteriyordu.Bir memur çocuğuydu, halktandı yani.Halktan biri gibi yaşadı, halkı için yazdı,halkı için öldü…

 

Bugünün gazetecileri hamilerinden aldıkları paralarla geçinirken o yılmayan, usanmayan yiğit bir gazeteciydi ve O`nun bildiği gazeteci vatanını sevmeli, halkı için yazmalıydı. “Yılmayacağız, korkmayacağız ve cinayet şebekelerinin üstüne var gücümüzle gideceğiz.Buyurun gelin buradayım!...” diyordu onu ölümle tehdit edenlere.

 

Onun Kuvvayı Milliyeciliği "Elbette 'Kuvvayı Milliye Ruhu' dendiği zaman, kimse başına kalpak giyip, göğsüne fişekler takıp cephelere koşmayı amaçlamıyor. Bu kavram, günümüzde, demokrasi için örgütlü halk gücünün gerekliliğini anlatıyor, halkın IMF ipotekli bu kapitalist sisteme karşı, demokrasinin verdiği hakları kullanıp bu hakları daha da genişletmek için savaşmasını öngörüyor. Hem bunları anlatıyor hem de devrimci görüşünün bu toprağın derinliklerine dayandığını anlatmak istiyor." sözleri etrafında şekilleniyordu.IMF, NATO, AB gibi emperyalizmin silahlı, silahsız bütün işgal oluşumlarına karşıydı ve yazıyordu.

 

Bugün, Amerikanın operasyonal güçleri AKP ve PKK nın kökenlerine o çok önceleri inmişti.Hayattaki son yılında yazılarının üçte ikisini PKK ve Kürt Sorununa, üçte birini de Amerikan emperyalizmine ayırmıştı.Bu yüzden gladio tarafından katledildi.

 

24 Ocak 1993 günü, Ankaranın kar altında olduğu bir sabah aracına konan bir bomba sonucu kaybettik Uğur abimizi,bir dürüst gazetecimizi, devrimci yoldaşımızı…Onun cinayeti “faili meçhul”dü.O sıra bir insan avı vardı ülkede ve sömürüye, vurguna,çıkarçıya, kaçakçılığa, bağımlılığa, iş bitiriciliğe, iktidara, teröre, işkenceye, sivil-askeri “darbe”lere karşıysan, insan haklarını, Atatürkü, tam bağımsızlığı, özgürlükçülüğü, halkın egemenliğini savunuyorsan suçluydun, hak etmiştin ölümü…

 

Şimdi,ölümünün üzerinden 16 yıl geçti.“Umut Davası”ndan bizler tatmin olmadık.Demirel faillerinin bulunmasının namus borcu olduğunu söylemişti.Ölümünün üzerinden bu kadar zaman geçti.Soruyoruz, namussuz olan kim?Ortaya çıksın da bir görelim.Uğur Mumcunun evinin önündeki koruyucu niteliği bulunan taksi durağını kaldıran kontrgerillanın emrindeki hükümet, saldırıdan haberdar olduğu söylenen MİT, ölümünden önce Hizbullaha ve diğer İslami örgütlere çok az değinen Mumcunun katilinin İslami örgütler olduğunu hangi mantığa dayanarak iddia ediyor?O günkü iddialarını bugün neden Ergenekona yükleyerek değiştiriyor?Kontrgerillanın devlet içinde örgütlendiği gerçeğini halktan neden saklıyor? NATO nun silahlı gücü kontrgerillaya neden operasyon düzenlenmiyor?Ergenekon projesiyle Uğur Mumcunun yoldaşlarının O`nu öldürmüş olduğu saçmalığını neden dayatıyor?

 

Sanki, öyle ya, çıksa da şu üzerinde güller açan mezarından, arabasına konan bombaların izini sürse.Onun için işten bile sayılmazdı çünkü failini biliyordu o, yıllarca savaştığı Amerikan emperyalizmi kalleşçe, her zamanki yöntemiyle susturmaya çalışmıştı onu.Fakat o susmamıştı, öldürseler de, parçalara da ayırsalar bedenini, Uğur Mumcu cenazesinde bile solu birleştirmeyi başarmıştı.Parçaladıkları bedeninin her parçasından onun gibiler, binlerce devrimci ortaya çıktı.

 

Bugün Uğur Mumcu gibi cesur, dürüst, devrimci, Kemalist vatandaşlar tutuklanıyor, sindiriliyor, korkutuluyor…Diyorum ya, kalksaydı da görseydi bugünleri.Soracak ne kadar çok sorusu olurdu.Bugün tam bağımlı ülkemizde bu tertipleri gözler önüne serebilecek onun kadar cesur, bağımsız bir gazeteci var mı?

 

Uğur Mumcu sesleniyor, yarattığı binlerce devrimciye, 16 yıl sonra onun devrimci mücadelesinden vazgeçmeyen bizlere : Unutmayalım ki "cesur bir kez, korkak bin kez ölür".Önemli olan, insanın böyle bir toplumda "mezar taşı" gibi suskunluk simgesi olmamasıdır...

 

"Uğur Mumcu mücadelesiyle bir hedef haline gelmişti. Her birimiz hedef hâline gelirsek kimse hedef olmaz." Bedri Baykam

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !