Ordumuza Destek Olmalıyız!
Biz Kemalistlerin Türkiye Cumhuriyetinin kurucu gücü olan ordumuzun yanında yer alması, emperyalizmin uzunca bir süredir örtülü, son zamanlarda açık saldırılarına hedef olan TSK nın yanında olması tarihi bir görevdir.
Bu gün, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, karşı karşıya geldiğimiz güçlerin Türkiye’yi tasfiye projelerinin eşiğine getirdiği bir konumda, ülke için, Atatürk adına Kemalistler olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine destek olmak, ülkede Atatürk ilkeleri ve cumhuriyetin teminatı olan TSK’nın yanında yeralmak yükümlülüğündeyiz. Ayrıca, emperyalizmin ülkedeki Atatürkçü dinamiklerin demokrasiye olan bağlılığından yayarlanarak aldıkları yol ve gerçekleştirdikleri yapılanma bu desteğin ne denli hayati bir durum taşıdığını göstermektedir.
Bilindiği gibi, 1. Dünya Savaşı sonunda Sevr ile Anadoludaki Türk varlığını sona erdirme kararında olan emperyalizm, Kahraman Türk Ordusunun bir komutanı olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğindeki Kurtuluş Savaşıyla, Türk Milleti’nin bağımsızlık yolundaki mücadelesinin gücü karşısında eriyip,gitmiştir. Bu olguyu Atatürk,”Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur” sözleriyle tanımlamıştır.
Atatürk’ün ulusun bağımsızlığı yolunda savaşım verirken, karşılaştığı düşmanlarının sadece emperyalist ülkelerin askerleri olmadığını, belki daha zorlu mücadeleyi, ulusu bağımlı kılmak ya da parçalamak isteyen güçlere karşı verdiğini kurtuluş savaşı anıları ve belgelerinden bilmekteyiz. Arkasında yine emperyalist ülklerin olduğu , dini kullanan hilafet yanlıları, başta ermeniler ve rumlar ve kürt ayrımcılığını kullanan bölücüler ile bir kısım manadacılara karşı çetin mücadeleler, kurtuluş savaşı yıllarına en az cephe savaşı kadar damgasını vurmuştur.
Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan bu güçler mücadelelerini Atatürk’ün sağlığında da sürdürmekten geri durmamışlardır. Kubilay’ın şehit edilmesi, şeyh Sait ve Dersim isyanına kadar cumhuriyet sonrası gerçekleştirdikleri 23 isyan başarısız isyan girişimi emperyalistlerce dini ve kürtçülüğü kullanarak teşvik edilmişlerdir. Bu düşmanca girişimler, Atatürk İlkeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Milleti’nin ortak cephesi karşısında eriyip yok olmuşlardır. Bütün bu mücadeleler sonunda Atatürk’e Türk Ordusuna bu görevini sözleriyle ebedileştirmiştir."Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan , her zaman zaferle beraber uygarlık ışıklarını taşıyan kahraman Türk Ordusu! Memleketini en buhranlı ve güç anlarda zulümden ,felaket ve sıkıntılardan ve düşman saldırısından nasıl korumuş ve kurtarmış isen , cumhuriyetin bugünkü verimli döneminde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçları ile donatılmış bir şekilde görevini aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve güvenimiz vardır ”Atatürk’ün Türk Ordusuna vermiş olduğu görev ve Türk Ordusunun bu görevin bilincinde olmasının Türkiye Cumhuriyetinin bekasına verdiği gücün farkında olan emperyalistler ve işbirlikçileri, Türk Ordusunun Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığını yok etmeden, bu gücü zaafa uğratmadan, bu ülkeyle ilgili hiç bir projenin uygulanma şansının olmadığını bilmektedirler. Bu nedenle, Atatürk’ün ölümünün hemen ardından bu gücü kontrol etmek, zayıflatmak üzere girişimlerini sürdürmüşlerdir.
Yarım asıra yakın bir süredir süregelen saldırıda temel olarak iki yol üzerinde yoğunlaştılar. Bunlar, Türk Ordusunun demokrasiye ve millet egemenliğe duyduğu saygı ve müttefiklerine duyduğu güven, 1946 dan başlamak üzere bu iki yolu kullanan emperyalizm , ülkede Kemalizm ilke ve devrimlerini önemli ölçüde zaafa uğratmayı başardılar. Bu iki yolu kullanarak, ordunun geleneksel ilkelerine müdahale edebildiler. Sayıları az da olsa kişisel menfaatlerini, Vatan duygusunun önünde tutan kişileri çıkarabildiler.
Son çeyrek asır, Emperyalizmin bu yönlü saldırıları açısından özel bir önem taşır. Özellikle soğuk savaş sarhoşu olan emperyalistler. Türkiye Cumhuriyetine yönelik saldırılarını artırdılar. Saldırıların hedefinde Türkiyenin kırmızı çizgilerinin yok edilmesi,misakı-milli hedefinin yok edilmesi, ülkenin bölünüp parçalanması, Atatürk’çü kimliğinin değiştirilmesi, bu yolla Türkiye Cumhuriyetinin bir daha ayağa kalkmamak üzere yok edilmesi bulunmaktadır.
Emperyalizmin bu projesi kapsamında sadece Türk Ordusu bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin diğer temel kurum ve kuruluşları bu hedefin kapsamı içerisindedir .Eğitim den Yargıya, Ekonomiden Siyasete ,Atatürk devrimlerinden, Cumhuriyete bütün temel taşlar bu saldırının hedefindedir.
Özellikle çeşitli yöntemlerle TBMM çoğunluğu ele geçirmeleri Emperyalizmin ülkedeki işbirlikçilerine güven vermiştir ve ardı ardına Atatürk devrimlerinekarşı yasalar çıkarılmıştır. Ancak, Bu güçler Mustafa Kemal’in yetmiş yıl önce söylemiş olduğu sözle ulusu uyardığını unutmuş olamlılar. Atatürk, bu günleri bir asıra yakın önceden görmüş olacak ki konuyla ilgili "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." uyarısında bulunmuştur.
Diğer kurumlarda elde ettikleri göreceli başarılardan güven kazanan emperyalizm ve ülkedeki işbirlikçileri saldırılarını en temel güç olan Türk Ordusu’nun üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Emperyalismin Türk Ordusu nu kontrol etme ve güçsüzleştirme hayali yeni gelişmiş bir süreç değildir. Neredeyse elli yılı aşkındır süregelen girişimlere bazı örnekler verebiliriz. Nato’nun Türk toprakları üzerinde Ordu Komutanlarının yetki ve denetimleri dışındaki konuçlanması,üsler edinmesi bu adımlardan birisidir, YAŞ kararlarına sivil müdahale bu girişimler çerçevesinde düşünülmelidir. Milli İstihbaratın sivilleştirilme süreci bu girişimlerden sayılmalıdır. Olağan üstü durumlar dışında Genel Kurmay hizmet süresinin uzatılmasında sivil yönetimlerin yetki kullanması bu girişimlerden sayılmalıdır. Genel Kurmay Başkanlık görevlerinin değişiminde zaman zaman yargıyı da kullanarak müdahale ortamlarının oluşturulma çabaları bu girişimlerdendir. Kendi değerleri dışında Türk Ordusunun her kademesindeki terfilere değin uzanma gayreti olabilecek her türlü olası sivil müdahale gayretleri bu girişimler olarak değerlendirilmelidir.
Emperyalizmin ve ülkedeki işbirlikçilerin Türk ordusunu zaafa uğratma çabaları bunlarla da sınırlı kalmamaktadır. Son yıllarda yaşanan şekliyle, kurumları ve kişileri ekonomik zora sokarak teslim alma girişimleri Türk Ordusu mensupları üzerinde de hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu günkü iktidar döneminde hükümetlerin kendi denetiminde olan polise ödedikleri ücretle, ordu mensuplarına uyguladığı ücret politikası arasındaki önemli fark, ülkenin koruyucu temel gücünü ekonomik açıdan zora düşürüp toplumdaki itibarını zedelemek hedefine yönelik olma ihtimali oldukça yüksektir. Şöyle düşünelim, Türk Ordusuna uzun yıllarını vermiş bir üyesini gerek muvazzaf ve gerekse emekliliğinde yaşamak için taşımış olduğu şerefli üniformaya uygun düşmeyecek işlerde çalışmak zorunda bırakırsanız, bunun sinsi hedefi ordunun manevi değerine zarar vermektir. Emperyalizm ve işbirlikçileri elbette bu gerçeği bilmektedirler.
Bütün bunlardan daha kötüsü , son günlerde bu güne değin görülmedik biçimde bir kısım yargı, polis ve medya işbirliğine dayalı organizasyonla Emekli Paşalarımızın karşı karşıya bırakıldığı durum, Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Kuralları içinde Türk yargısına tabi ki saygılıyız. Ancak, gizli kalması gereken ifadelere ait bazı ayrıntıların, Fettulah Gülen’in yaşadığı ABD ye kadar ulaşması, yine bir kısım medyanın olmaması gereken biçimde, ifadeleri , bilgileri yayınlaması , yine aynı basının şerefli Türk Ordusu’nu karalama adına , açıkca, komplo olarak nitelendirebileceğimiz tutumları, kurgulanan oyunun Türk Ordusunun içine taşıma gayretleri Emperyalizmin Türk Ordusuna karşı saldırısı olarak algılanmalıdır. Atatürkümüz, engin dehasıyla günün birinde Türk Ordusunun subaylarının bunları yaşamak talihsizliğinde kalacağını düşünmüş olacak ki” İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.”Sözlerini söylemiştir.
Sorun bununla da sınrlı gözükmemektedir. Ordu mensuplarının yaratılan suni gayretlerle sivil emniyet güç olan polislerle göz altına alınmaları, polisin ordu mensuplarına müdahale edebilir,imajını vermeye yönelik olduğu, Türk polis teşkilatını iktidar tarafından biçimlendirme, imaj yükseltme hedefine yöneliktir. Adeta Türk Ordusunun karşısında bir güç konumuna getirildiğini düşündürmektedir.
Sonuçta, Türk Milletinin bireyleri , Mustafa Kemal’in devrimlerine bağlı vatan severler olarak, Atatürk’ün şahsiyetinde ifade bulmuş Kahraman Türk Ordusunun yanında olmak, Kahraman Ordumuza ve mensuplarına saldırı diyebileceğimiz haince girişimlerde bulunmaktan çekinmeyen ,emperyalizmin işbirlikçilerine sarsılmaz bir kararlılıkla dur demek, zorundayız. 1937 de Atatürk’ün ordumuz için söylemiş olduğu “Ordu, Türk ordusu. İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad.” Sözlerini her zaman akılda tutmalıyız
Saygılarımla
Ergenekon Davasına İlişkin Durum Değerlendirmesi
Kahraman Türk Ordusunun Atatürkçü Paşalarını Tutukladılar
ATATÜRK ve TÜRK ORDUSU
Kemalistler.Net (Poyraz)
|