KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNUN PAŞALARINI SERBEST BIRAKIN..

 

ImageImage

KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNUN PAŞALARINI SERBEST BIRAKIN..


Ulusların varlığını sürdürebilmesi, vatadaşından, kurumlarına değin, ulusu ayakta tutacak sağlam bir onur duygusuna sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Eğer bir ulus, tarihten gelen köklerinin farkındaysa, tasada, kıvançta ortak değerler etrafında biraraya gelebiliyorsa, kısaca ulus bilincine sahipse, bu ulusu teslim alamazsınız. Çünkü herkesce bilinmektedir ki, ulusal bilincin oluşturduğu gücü herhangi fiziki bir silahla yıkamazsınız.

Bunun örneklerini tarihten öğrendik ve günümüzde bir çok ülkenin yaşam deneyimlerinde görmekteyiz.

Öncelikle Türk ulusunu ele alalım. 1.dünya savaşının adeta tükenme noktasına getirdiği ulus, emperyalist ülkelerce bir daha ayağa kalkamaz beklentisiyle ortadan kaldırılmaya, tarih sahnesinden silinmeye çalışıldı. Zamanın en güçlü emperyalist ülkelerince kuşatıldı ve askeri işgallere uğradı. Ancak, işgaller öncesi emperyalizmin gözden kaçırdığı bir olgu vardı. Çanakkale Savunması. Aslında bu savaş, sağlam bir lider öncülüğünde Türk ulusunun yenilemeyeceğini, en açık bir şekilde göstermişti. Yabancıların yine göremediği Çanakkale de düşmana karşı elde edilen yenginin ulusa sağladığı müthiş onur ve güven duygusuydu. Bu güven duygusu, Mustafa Kemal başta olmak üzere, arkadaşlarına Türk ulusunu kurtarmaya yönelik savaşın da temel gücünü oluşturmuştur. Sonrasında, Atatürkün, ”Milli egemenlik öyle bir nurdur ki,onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar” sözü bu onurlu duygunun gücünü tanımlamıştır. Yine Atatürk, “Milli mücadelelere şahsi hırs değil, milli ideal,milli onur sebep olmuştur” diyerek, milli onurun önemini bizzat işaret etmiştir.

Konuyla ilgili günümüzden örneklerde verebiliriz.Yakın geçmişte ABD’ yi Vietnamda yenilgiye uğratan güç neydi? Bugün Irak’ta dünyanın emsalsiz silahlı gücü olduğunu söylenen ABD ordusunun düştüğü durum nasıl açıklanabilir? Başka örnekler de var, çağ ötesi savaş teknolojisine sahip olduğu belirtilen İsrail Lübnan’da neden yenildi? Sonuçları tartışmasız mazlum ulusların lehine olan bu sonuçlar göstermiştir ki, Ulus bilicinin sahip, onurunu kaybetmemiş ulusları emperyalizm yenemiyor.

Napolyonun Türklerle ilgili ünlü sözü hatırlayalım, ”Türkler öldürülebilir ancak, asla yok edilemezler” yine Atatürkümüzün “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz” sözü emperyalizme direnen mazlum, ancak onurlu ulusların başında Türk ulusunun geldiğini ortaya koymaktadır.

Emperyalizm, diğer mazlum ulusların yanı sıra ve özellikle Türk ulusunun savaşla mağlup edilemeyeceğini bir dizi acı mağlubiyetlerle öğrenmiştir. Kaldı ki Türk ulusu tarihte, Emperyalizme karşı kurtuluş mücadelelerinde mazlum uluslara öncülük etme onurunu da taşımaktadır.

Emperyalizm, Türk ulusuna diz çöktürmek üzere yarım asırdan fazla süredir saldırmaktadır..Saldırı projelerini bu gerçekler üzerine kurmuştur.Dünya üzerinde Emperyalizmi tanıyan her bireyin bildiği gibi, temel yöntem, ülkeyi ayakta tutan değerleri ve kurumları içeriden, işbirlikçileri marifetiyle ve özellikle de demokrasi kisfesi altında, sözde, yasalara saygılı olma yutturmacasıyla zayıflatıp, yok etmek. Ancak, Mustafa Kemal, emperyalizmin bu hain projelerinin olabileceğini önceden görmüş olacak ki, Türk Gençliğini, Türk Ordusunun subaylarını ve Türk milletini söylemleriyle defalarca uyarmıştır. Aydın olan herkesin farkında olduğu gibi, Türkiye bu gün bu süreci en yoğun biçimde yaşamaktadır.

Bu gün ülke olarak, ulusumuzun yaşadıkları, tamamen Atamızın uyarılarını söylevleriyle belgelediği sürece sokulmuştur. Emperyalizm ve ulusun içindeki işbirlikçileri, alenen ve elde ettikleri başarıların güvenciyle, açık saldırılara varan tutum içine girmişlerdir.Son altı yıl bu saldırıların en pervasız dönemi olarak görülmelidir. Bu sürede, ekonomik değerler büyük ölçüde yabancıların kontrolüne geçmiştir. Yasamayı kullanan işbirlikçiler, mecliste çıkardıkları yasalarla, ulusal yapıyı zaafa uğratacak gelişmelere zemin hazırlamakla kalmamış, elde ettikleri medyayla birlikte Cumhuriyetin temel kurumlarını zaafa uğratacak girişimlerde bulunmuşlar, ulus devlet yerine, cemaaatlerin kontrolunde bir yapı oluşturmaya çaba göstermişlerdir. Bu sürecte, dinci yeşil sermaya ile yahudi sermayesinin işbirliği ibret verici durum göstermektedir.

Atamız, bir gün emperyalizmin işbirlikçileri yoluyla yasamayı ele geçireceğini düşünmüş ki, "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." sözüyle ulusu uyarmıştır.

Bütün bu gelişmeler, kuşatmanın farkında olan vatanaşlık bilincine sahip vatanseverin ülkeyi savunma refleksini uyandırmıştır. Atatürkçü Düşünce Derneğinin öncülüğündeki Tandoğan'dan Anıtkabire, İstanbul Çağlayan'da, İzmir Kordon'da ve diğer illerde yapılan cumhuriyet mitingleri özünde, ulusun bu saldırının farkındalığını ortaya koymuştur.

Mitinglerde milyonların uyanışı emperyalimi, korkutmanın yanı sıra kazandığı mevzileri koruma ve genişletme adına, bu mitinglerde ulusa öncülük yapan kişi ve kurumlara amansız bir saldırıya yöneltmiştir. Ancak, bu hayasız saldırının yasal gösterilmesinin yolu bulunmuştur. Haksız olarak "ergennekon" adıyla bir saldırı süreci başlatılmıştır. Bu dava sürecinin ortaya atılış biçiminden, kullanılan kişilerin kimlikleri ve toplum içindeki, sonradan ortaya çıkan yaşam biçimleri, davanın ne amaçla yapıldığını tartışmasız ortaya koymuştur, Dava sürecindeki uygulamalar, ülkede ulus devlet ve cumhuriyeti savunanların başında kılıç gibi sallandırılmıştır. Gerçekte bu davada gizli kalması gereken bilgilerin sızdırılması, hedef kişilerin önce işbişlikçi medya tarafından hedef gösterilip sonrasında sorguya alınması, yasal olmayan biçimde informasyon yöntemlerinin kullanılması, delil olarak kullanılan araçların yasal olmayan şekilde muhafazaya alınması, en önemlisi de görevi gereği tarafsız kalması gereken başbakanın yargıyı etkilemek üzere ”ben bu davanın savcısıyım” sözünü etmesi, bu yargı sürecinin, yasal zeminden çoktan uzaklaştırmıştır.

Bu sürecte, Cumhuriyetin en temel kurumlarından olan Kahraman Türk ordusunun, emperyalizme karşı olduğu bilinen ve bunu "Cumhuriyet mitingleri"ni düzenlemekle hayata geçiren değerli komutanlarının bir bölümü, askeri mahalden, polis marifetiyle aşağılanmaya çalışılarak tutuklanması, bu ülkeye, bu ülkenin ulusuna karşı yapılmış, Türk ordusuna karşı yapılmış en pervasız saldırı olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki, bu sürecin yaşandığı ülkemizde mevcut iktidarın yüksek mahkeme tarafından "Laiklik karşıtı" olarak değerlendirilmesi, başta paşalarımız olmak üzere, emperyalizme karşı ulusu ve ülkeyi koruma adına fikir yürüten her aydını çoktan haklı çıkarmıştır. Ve bu karar sürecinden sonra hala bu kahraman insanların serbest bırakılmamış olması, bu eylemi sürdürenlerin suç işlemeyi sürdürdükleri biçimde algılanmalıdır.

Gerçekte, bu eylemlerini sürdürenler, bu ülkede, Türk ulusuna karşı yaptıkları saldırının hesabını bir gün mutlaka , bu ulusa, bu ulusun Cumhuriyetci değerlerine karşı vereceklerdir. Bundan kurtulamayacakları açıktır. Zaten yasaları, yasa adına çiğneyenler bunu mutlaka göze almışlardır. Sonuçlarını da biliyorlardır.

Ancak, burada asıl eleştirilmesi gereken, Atatürk’ün bütün uyarılarına rağmen gerçeği göremeyenler ya da görmek istemeyen, Atatürk'ün Cumhuriyetini korumakla görevlendirdiği kişi ve kurumların, emperyalizmin bu saldırılarını sineye çekmeleri, Türkiye Cumhuriyeti tarihine izleri hafızalardan hiç bir zaman silinmeyecek bu kara leke diyebileceğimiz oluşuma izin vermeleridir.

Emperyalizmin projeleri karşısında durumu kavrama uyanıklığını gösteremeyenler, yılgınlık gösterenler, bilerek ya da bilmeyerek bu süreçte sessiz kalanlar yaşamları boyunca taşıyacakları bu utancı, kendilerinden sonraki kuşaklarına miras bıraktılar.

Mustafa Kemal’in Ordusunun, kahraman komutanlarımız! Biz kemalistler olarak, emperyalizmin bu ülkeyi bölmek üzere, ulusal bilinci yok etmek üzere sahneye koymakta olduğu iki yüzlü, kirli oyunun sizler gibi farkındayız. Sizlerin emperyalizme karşı bu ülkeyi savunduğunuzun bilincindeyiz, bu ülkenin tarihine, Mustafa Kemal’in emanetine sahip çıkan ve bu uğurda tutsaklığı şerefle yaşayan saygın komutanlarımız olarak geçtiniz. Bizlerin bu güne kadar bu saldırılar karşısında sessizliğimizden dolayı ulusca özür borçluyuz.

Bugün, ülkenin kemalist aydınlarının ve Türk ulusunun önünde tarihi bir görev durmaktadır. Türk Ordusunun, erinden, generaline mensuplarını ulusun bağrından çıkan en saygın kurum olduğu gerçeğinden hareketle, bu kurumda başarıyla komutanlık yapmış, Kahraman Paşalarımıza karşı Ulusal bir sorumlulukla karşı karşıyayız, bu olayın ulusça karşısındayız..

Paşalarımıza uygulanan bu kabul edilemez tutsaklığa son verilmesi için, demokratik taleplerimizi sonuna kadar ortaya koymak durumundayız. Bu tarihi görevin yerine getirilmesinde gerekli gücü, ulus bilincinden ve Atatürkümüzün Türk milletine karşı duyduğu güvenden almak zorundayız.
Ve Atamızın Kahraman Türk Ordusu ve subaylarına söylediği sözleri hiçbir zaman unutmamalıyız;


“Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların, yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır.

Dolayısıyla subay için "YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.”


"Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler
başka milletlere yem olurlar.."


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !