Bu da oldu: Sanık, hükümlüyü affetti

Bu da oldu: Sanık, hükümlüyü affetti 

Türkiye’de akıl olmaz şeyler oluyor... “Bu kadarı da olmaz” dediğimiz her şey, tek tek başımıza geliyor.

“Kayıp trilyon” davasında suçlu bulunan ve 11 ay ev hapsi cezasına çarptırılan eski Başbakan Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından dün affedildi!

Anayasa’nın 104. maddesine göre, ortada bir tuhaflık yok... Çünkü bu madde, Cumhurbaşkanı’na, sürekli hastalık, sakatlık ve “kocama” hallerinde hapis cezalarını tamamen ya da kısmen affetme yetkisi veriyor.

Tuhaflık affedilende değil, affedende!

Eğer Erbakan, 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilseydi kimsenin diyecek bir sözü olmazdı!

Ama affeden, Erbakan’ın hüküm giydiği o davadaki diğer “sanık”lardan biri olan Abdullah Gül!

Böylece bugünkü Cumhurbaşkanı, daha 7 yıl öncesine kadar yanından ayrılmadığı, sağ kolu olduğu eski genel başkanını affetmiş oldu!

Kendisinin de “2 No’lu sanık” olduğu davada hüküm giyen “1 No’lu sanığı” AFetti!


***

Devlet, Erbakan’a zaten hiçbir suçluya göstermediği kadar anlayış göstermiş...

Cezasını, kendisiyle neredeyse aynı yaşlarda olan ve en az onun kadar sağlık sorunları bulunan eski kuvvet komutanları gibi F Tipi Cezaevi’nde değil, evinde çekmesine göz yummuş...

Misafir ağırlamasına, evinin bahçesinde özgürce dolaşmasına, istediği zaman hastaneye, doktora gitmesine, bütün ihtiyaçlarının özel görevliler tarafından görülmesine izin vermiş...

Ama tüm bunlar yetmiyor Sayın Gül’e...

“Vefa” borcunu ödemek istiyor ya, zaten cezaevinde olmayan eski genel başkanının kalan cezasını siliveriyor...


***

Eğer Cumhurbaşkanı, eski liderine olan vefa borcunu gerçekten ödemek istiyorsa, bu kadarla kalmamalı!

Görevinden istifa etmeli ve bugün oturduğu koltuğa, dün affettiği “1 numara”nın oturmasını sağlamalı...

“Sen de amma abartıyorsun” mu diyorsunuz?

Unutmayın, bu ülkede “olmaz, olmaz!”

Aklınızın almadığı her şey bir bir gerçekleşir!

Sanık, hükümlüyü affeder...

Aynı partiden bir başka dava arkadaşı olan Maliye Bakanı da devletin Cumhurbaşkanı’ndan olan alacak takibinden vazgeçebilir...


***

Erbakan, 1970’li yıllarda gevrek gevrek gülerek, “Kadayıfın altı kızarmaya başladı” derdi...

Aradan geçen 30 yılda kadayıfın altı çoktan kızardı ama, bazılarının yüzü bir türlü kızarmadı!


*****

GÜNÜN SORUSU

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir hafta içinde önce Atatürk düşmanı İRAN Cumhurbaşkanı’yla, sonra da soykırım sanığı SUDAN Cumhurbaşkanı’yla görüştü...

Acaba bir gün, dünyanın nefret etmediği devlet başkanlarıyla da görüşecek mi?


*****

Kadir Topbaş’ın propaganda faturasını biz mi ödüyoruz?

İstanbul’un AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, göreve geldiği günden beri kentteki bütün üst geçitleri, köprüleri “propaganda alanı” olarak kullanıyor...

Belediyenin bütün faaliyetleri, abartılı sayı ve ifadelerle sloganlaştırılıp, üst geçitlere ve köprülere asılıyor...

“700 bin öğrenciye burs verdik!”

İyi de 700’ünü kamera karşısına neden geçiremediniz?

“100 bin yaşlıya evinde baktık!”

İsim isim sayabilir misiniz?

“Melen’den İstanbul’a şu kadar kilometre boru döşedik!”

Bize boru değil, su lazım... O zaman hâlâ neden susuzluk tehlikesiyle karşı karşıyayız?


***

Ama konu bu değil...

Konu, o üst geçitlere, köprülere beş yıldır asılan on binlerce pankartın bez, boya ve işçilik maliyetlerinin kimin bütçesinden karşılandığı...

Sakın küçümsemeyin, binlerce kilometre uzunluğunda pankarttan söz ediyorum... On binlerce kutu boyadan...

Ve o yazıları yazan, kentin bütün caddelerini tek tek dolaşarak o pankartları asan işçilerden...

O pankartları taşıyan araçların mazot giderlerinden...


***

Haydi Kadir Topbaş söyleyin:

Partinizin ve şahsınızın propagandasından başka hiçbir amaca hizmet etmeyen o pankartlara bugüne kadar kaç YTL ödediniz?

Bu para kimin kesesinden çıktı?

Mustafa Mutlu

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !