Atatürk de Ergenekon’da

 

Atatürk de Ergenekon’da

Yarın 30 Ağustos’un 86. yıldönümü.


Cumhuriyet tarihimizin bu gibi günleri, şimdilerde çoğu kez Atatürk’ün adı anılmadan kutlanmaktadır.

Buna karşı, maskaralık maskesi ardında ülkenin kimi temel öğeleriyle oynayıp karmakarışık bir ortam yaratan Ergenekon davasında, Atatürk’ün yer almadığının ayrımına varılınca, hemen atağa geçilmiş.

Son ek dosyaya alınıvermiş Atatürk. Neden olarak da Atatürk’ün ünlü “Bursa Nutku” uygun görülmüş.

Başsavcı bir baskın sırasında ele geçirilen belgeleri incelerken, bunların arasında “Bursa Nutku”nu bulur. Böylece sanığın suçları arasına bir tane daha eklenecektir.

Böyle olmuş ki, Başsavcılıkça İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvurulmuş, “Bursa Nutku” neyin nesidir, diye.

Emniyetten yanıt gelene dek, başsavcılık, “Bursa Nutku”nu bir “suç delili” olarak algılamış olmuyor mu? “Bursa Nutku”nun sahibi Atatürk. İster istemez, o süreç içinde “Atatürk” de “suçlu” gibi görülmüş oluyor mu, olmuyor mu?

Neyse ki, emniyetten olumlu yanıt gelmiş. “Bursa Nutku”nun Atatürk’e ait olduğu bildirilmiş. Nutuk, suç delili olmaktan, açıkçası “suçlu” olmaktan ancak bu “yolla” kurtulmuş.

Başsavcı Zekeriya Öz’e genç denebilir. Henüz kırk yaşında. Atatürk de “Bursa Nutku”nda gençlere sesleniyor. Cumhuriyete, devrimlere karşı en küçük “kıpırdanış”ta bile, Türkiye’nin “var oluş”unun bu temellerini nasıl koruyacaklarını anlatıyor.

Demek, önerileri beğenmedi başsavcılık ki, emniyete başvurdu.

Oysa “Bursa Nutku”nun içeriği, özellikle söylendiği dönemle birlikte ele alındığında, ne denli yerine oturduğu daha iyi anlaşılır. Dahası, geldiğimiz noktada günümüz için de yol gösterici olduğu pek yadsınamaz sanırım.

“Bursa Nutku”nun söylendiği 1933, 1931’de başlayan “ibadetin Türkçeleşmesi” çalışmalarının sonuçlarının alındığı ve uygulamanın başlatıldığı yıldır.

Örneğin, 1933’ün şubat ayına girildiğinde, ezanın artık Türkçe okunmasına geçilir.

Doğallıkla, Bursa Ulu Camii’de de Türkçe ezan okunur. Ne var ki, kışkırtılan “cemaat”, “Arapça ezan istiyoruz!” haykırışlarıyla dışarı çıkar; topluluk büyür; “şeriat isteriz!” başkaldırılarına döner.

Atatürk ertesi sabah Bursa’dadır: Olayın onu üzen yönlerinden biri de, Bursa savcısının, Bursa müftüsünün durumu gereken ağırlıkta ele almamalarıdır.

Bu olup biteni genç bir savcının bilmesi, demek artık olanaksız. Bir bakıma gençler haklı. Çünkü onların eğitim döneminde, öğretilen ve önemli olan, ezanın “kutsal dil” diye belletilen Arapçaya dönüştürülme olayıdır. Bunu gerçekleştiren Bayar- Menderes döneminin Atatürk döneminden üstünlüğüdür. Günümüzde olduğu gibi.

Öte yanda 1933’ün “Bursa Nutku” 1927’nin “Gençliğe Sesleniş”in bir devamı gibidir.

Ne der Atatürk, Söylev’de yer alan “Gençliğe Sesleniş”in sonuna doğru: “... yurdun içinde yönetim başında bulunanlar aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler.” İşte bu uyarının ardından gelir “Bursa Nutku”.

İnsan, sıra Atatürk’ün Büyük Söylev’inde mi, diye düşünüyor. Söylev de (Nutuk), emniyete gönderilip inceletilir mi dersiniz?

88 yıl önce emperyalizme karşı direnen ve kazanan, ardından çağdaş, “laik” bir yönetime kavuşan bir “ülke”nin günümüzde hızla dinselleştirilmesi; tüm yönetim kadrolarının bu doğrultuda yeniden düzenlenmesi; “laiklik” karşıtı olduklarını her fırsatta belirten kişilerin “devlet”in “yürütme”nin başına geçmesi; ülkenin stratejik kaynaklarının bile gözü kara bir tutumla elden çıkarılması; ülkeyi bölen, parçalayan haritalar yayımlayan devletlerin dizi dibinden ayrılmaması karşısında Atatürk sağ olsaydı yukarıda yazılan, Söylev’den yapılan alıntıyı yineler: “... yönetim başında bulunanlar ‘aymazlık’ ve ‘sapkınlık’ ve üstelik ‘hayınlık’ içinde”ler derdi.

Ve o ülkenin gençlerini göreve çağırırdı.

İşte Atatürk’ün bu görüşünden, ülkemizde alınanlar, üzülenler olabilir düşüncesiyle ister misiniz, Söylev de (Nutuk) apar topar emniyete “havale” edilsin...


MERİÇ VELİDEDEOĞLU

Cumhuriyet

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !