24/1/2009 - Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu |
Uzunca bir aradan sonra tüm karşı devrimcilere ve ister-istemez onlarla işbirliği yapan haysiyetsizlere yeniden burada olduğumu ilan ediyorum.
Bugün Kemalist Uğur Mumcunun Kontrgerilla tarafından alçakça katledilişinin yıldönümü.Böyle anlamlı bir günde blogumu yayına açarak hüznümü satırlara dökmeye çalıştım.Takdir sizindir.

Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu “Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.” derdi Uğur Mumcu.O`nu 24 Ocak 1993 pazar günü hunharca katledilişinin 16. yılında hasretle, minnetle, O`nun yolunda ilerlemenin verdiği gururla anıyoruz. Daha 20 yaşındaydı “Türk Sosyalizmi” adlı makalesiyle Yunus Nadi ödülünü kazandığında.Gençlik çağlarında belliydi geleceği.O profesyonel devrimciydi ve profesyonel devrimci hele ki gazeteciyse ne iktidardan ne de çeşitli güç odaklarından çekinmemeliydi.Uğur Mumcu devrimci yola baş koymuştu ve bu yolda kılıcıyla değil kalemiyle savaşıyordu. Üniversitede Öğrenci Derneği Başkanı seçilen Uğur Mumcu, avukat olarak üniversiteden mezun oldu ve Türk Sosyalisti Doğan Avcıoğlunun yanında “Yön” dergisinde yazarlığa başladı.O yıllarda şöyle diyordu: “İnsanlar sadece konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludurlar.”.Akşam Gazetesi ve Kim Dergisinde yazmaya başladı, Londraya dil öğrenmeye gitti.Kim Dergisindeki son yazısı “Yeter Artık Beyler!” oldu.Bu yazıda emperyalizmin bizi komünizmden korumaya (!) ne denli istekli olduğunu gözler önüne seriyordu.O tam bağımsız bir gazeteciydi ve tam bağımsız olamadığımızı anlatıyordu.Demokrasi ve sosyalizm dersi veriyor, Türk milliyetçiliğine vurgu yaparak milliyetçi sosyalizmin yani Kemalizmin değerini öğretiyordu. Kim Dergisinden ayrıldıktan sonra birçok dergi ve gazetede makaleleri, araştırmaları yayınlandı.12 Marttan sonra gözaltına alındı.Bir ay sorgudan geçirildi.Yaşadıklarını daha sonra Yeni Ortam da “Kitaplarımı İsterim” diyerek anlatacaktı.Tam askere gidecekken “orduya hakaret etmek” suçuyla tutuklandı ve 7 yıla mahkum edildi.Mamak Askeri Cezaevinde 1 yıldan sonra Yargıtay kararı bozdu ve beraat etti.Fakat iktidarın planı hazırdı.Tıpkı milli komünist Nazım Hikmet örneğinde olduğu gibi Uğur Mumcuyu hemen askere aldılar.Askere subay olarak gitmesi gerekirken “kötü hal ve düşünce sahibi” raporuyla er olarak gönderildi.O artık bir “Sakıncalı Piyade” idi.“O günlerdeki aramalarda ilginç olaylar geçiyordu.Bir sıkı-yönetim görevlisi, 'V. İ. Lenin biçiminde yazılan Lenin'in adını görünce ‘Yaz oğlum,altıncı Lenin...’” anısıyla 12 Mart müdahalesinin çürüklüğünü gözler önüne sermişti.Askerlik görevini tamamladıktan sonra Yeni Ortamda yazmaya başladı.“Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz.” diyen Süleyman Demirele Türk siyasetine sızmış tüm ajanların isimlerini ve oluşumlarını belgeleyerek karşılık verdi.Onun o dönem “bir hikayesi vardı” ve “sormasa mıydı”? Yahya Demirel hakkında “Mobilya Dosyası” nı hazırlayarak hayali ihtacatın üzerine gitti.Yer yerinden oynadı.Başta Sakıncalı Piyade olmak üzere çeşitli kitapları basılmaya başlandı.1980 öncesinde anlatmaya başladığı terör ve arkasındaki emperyalist güçlere 12 Eylül sonrasında daha çok değinmeye başladı.”Silah Kaçakçılığı ve Terör” isimli kitabı kendi deyimiyle “terörün silah kaçakçılığı ile ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak” amacıyla yayımlandı.Kendi tabiri ile ülkücü tosuncukların kontrgerilladan emir aldığını gün ışığına çıkardığı birçok bilgi ve belgeyle açığa vurdu.Bu dönem Ağca ile röportaj yaptı.Aydınlar Dilekçesinde imzası olduğundan Kenan Evren tarafından vatan hainliği ile suçlanarak diğer birçok aydınla beraber hakkında dava açıldı.12 Eylüldeki hukuksuzlukları uzun süre yazdı, TİP yöneticileriyle çeşitli söyleşiler yaptı ve bu söyleşileri kitaplar halinde yayımladı. Özal döneminde Anayasaya aykırı, Cumhuriyetin ilkeleriyle bağdaşmayan ne varsa yazdı, sinmedi, korkmadı.Yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkartarak halkın ona olan güvenini katladı.Özalın “bir avuç” olarak nitelendirdiği PKK ve tarihi geçmişini anlatarak terör örgütü ve arkasındaki güçlerin misyonunun ne denli büyük olduğunu ortaya koydu. “Kürt-İslam Ayaklanması” kitabı ile Şeyh Sait İsyanı gibi Kürtçü ayaklanmaların özüne, İslamcılık ve Kürtçülüğün tarihi ortaklığına indi.1991 yılında Cumhuriyet Gazetesi yönetimi ile anlaşamadığından gazeteden ayrıldı. Cumhuriyet Gazetesi yönetim değişikliğine gittiğinden bir aylığına yazdığı Milliyetten Cumhuriyete geçti.Sonuçta Cumhuriyet onun gazetesiydi. Sevgi Özel “Uğur Olsun” kitabında Uğur Mumcunun Cumhuriyet Gazetesine bağlılığını şöyle aktarıyor bizlere “... 80'lerin ortasında Erol Simavi aradı Uğur'u. Ankara'ya geleceğini, görüşmek istediğini söyledi, buluştular. Uğur, yanında Öcal'ı da götürmüştü. Simavi söze, ''İnsanlar zenginleştikçe sağa kayar, ben tersini yapıyorum, sola kayıyorum,'' diyerek başladı. Solcu yazarları toplayacak bir gazete çıkarmak istediğini, Uğur'u da burada görmek istediğini belirtti. Cumhuriyet'ten yeni gazeteye geçmesi yeterliydi, ne diyorsa o olacaktı. Kesenin ağzını açmıştı Simavi. ''Sana açık çek vereceğim, sayıyı kendin yaz.'' , ''Böyle bir öneriyle karşılaşacağını bilseydim kesinlikle Simavi'yle buluşmazdım,'' dedi Öcal'a. ''Cumhuriyet'ten ayrılmam. Böyle bir öneriyi kabul etmem.Nadir Nadi'ye ne derim? Verdiğim sözleri nasıl yok sayarım, Nadir Bey şöyle bir baksa yerin dibine geçerim, asıl manevi değerler bunlardır? Sayın Simavi, manevi değerlere asıl sahip çıkanlar da bizleriz.”.Öldürülmesinden önce PKK terörüne sıkça değinen ve “Gazi Paşaya Suikast” kitabını yazan Uğur Mumcu Kürt Dosyası üzerinde çalışıyordu. O gerçek bir Kemalistti.Bugünün yozlaşmış “Kürt Solu” na inat, o tam bir Türk Sosyalisti, tam bir devrimci idi.Halkçılığıyla daima övünürdü.Askerliği hakkında “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!” düşüncesiyle onu er olarak askere gönderenlerin aslında ne kadar küçük olduklarını gösteriyordu.Bir memur çocuğuydu, halktandı yani.Halktan biri gibi yaşadı, halkı için yazdı,halkı için öldü… Bugünün gazetecileri hamilerinden aldıkları paralarla geçinirken o yılmayan, usanmayan yiğit bir gazeteciydi ve O`nun bildiği gazeteci vatanını sevmeli, halkı için yazmalıydı. “Yılmayacağız, korkmayacağız ve cinayet şebekelerinin üstüne var gücümüzle gideceğiz.Buyurun gelin buradayım!...” diyordu onu ölümle tehdit edenlere. Onun Kuvvayı Milliyeciliği "Elbette 'Kuvvayı Milliye Ruhu' dendiği zaman, kimse başına kalpak giyip, göğsüne fişekler takıp cephelere koşmayı amaçlamıyor. Bu kavram, günümüzde, demokrasi için örgütlü halk gücünün gerekliliğini anlatıyor, halkın IMF ipotekli bu kapitalist sisteme karşı, demokrasinin verdiği hakları kullanıp bu hakları daha da genişletmek için savaşmasını öngörüyor. Hem bunları anlatıyor hem de devrimci görüşünün bu toprağın derinliklerine dayandığını anlatmak istiyor." sözleri etrafında şekilleniyordu.IMF, NATO, AB gibi emperyalizmin silahlı, silahsız bütün işgal oluşumlarına karşıydı ve yazıyordu. Bugün, Amerikanın operasyonal güçleri AKP ve PKK nın kökenlerine o çok önceleri inmişti.Hayattaki son yılında yazılarının üçte ikisini PKK ve Kürt Sorununa, üçte birini de Amerikan emperyalizmine ayırmıştı.Bu yüzden gladio tarafından katledildi. 24 Ocak 1993 günü, Ankaranın kar altında olduğu bir sabah aracına konan bir bomba sonucu kaybettik Uğur abimizi,bir dürüst gazetecimizi, devrimci yoldaşımızı…Onun cinayeti “faili meçhul”dü.O sıra bir insan avı vardı ülkede ve sömürüye, vurguna,çıkarçıya, kaçakçılığa, bağımlılığa, iş bitiriciliğe, iktidara, teröre, işkenceye, sivil-askeri “darbe”lere karşıysan, insan haklarını, Atatürkü, tam bağımsızlığı, özgürlükçülüğü, halkın egemenliğini savunuyorsan suçluydun, hak etmiştin ölümü… Şimdi,ölümünün üzerinden 16 yıl geçti.“Umut Davası”ndan bizler tatmin olmadık.Demirel faillerinin bulunmasının namus borcu olduğunu söylemişti.Ölümünün üzerinden bu kadar zaman geçti.Soruyoruz, namussuz olan kim?Ortaya çıksın da bir görelim.Uğur Mumcunun evinin önündeki koruyucu niteliği bulunan taksi durağını kaldıran kontrgerillanın emrindeki hükümet, saldırıdan haberdar olduğu söylenen MİT, ölümünden önce Hizbullaha ve diğer İslami örgütlere çok az değinen Mumcunun katilinin İslami örgütler olduğunu hangi mantığa dayanarak iddia ediyor?O günkü iddialarını bugün neden Ergenekona yükleyerek değiştiriyor?Kontrgerillanın devlet içinde örgütlendiği gerçeğini halktan neden saklıyor? NATO nun silahlı gücü kontrgerillaya neden operasyon düzenlenmiyor?Ergenekon projesiyle Uğur Mumcunun yoldaşlarının O`nu öldürmüş olduğu saçmalığını neden dayatıyor? Sanki, öyle ya, çıksa da şu üzerinde güller açan mezarından, arabasına konan bombaların izini sürse.Onun için işten bile sayılmazdı çünkü failini biliyordu o, yıllarca savaştığı Amerikan emperyalizmi kalleşçe, her zamanki yöntemiyle susturmaya çalışmıştı onu.Fakat o susmamıştı, öldürseler de, parçalara da ayırsalar bedenini, Uğur Mumcu cenazesinde bile solu birleştirmeyi başarmıştı.Parçaladıkları bedeninin her parçasından onun gibiler, binlerce devrimci ortaya çıktı. Bugün Uğur Mumcu gibi cesur, dürüst, devrimci, Kemalist vatandaşlar tutuklanıyor, sindiriliyor, korkutuluyor…Diyorum ya, kalksaydı da görseydi bugünleri.Soracak ne kadar çok sorusu olurdu.Bugün tam bağımlı ülkemizde bu tertipleri gözler önüne serebilecek onun kadar cesur, bağımsız bir gazeteci var mı? Uğur Mumcu sesleniyor, yarattığı binlerce devrimciye, 16 yıl sonra onun devrimci mücadelesinden vazgeçmeyen bizlere : Unutmayalım ki "cesur bir kez, korkak bin kez ölür".Önemli olan, insanın böyle bir toplumda "mezar taşı" gibi suskunluk simgesi olmamasıdır... "Uğur Mumcu mücadelesiyle bir hedef haline gelmişti. Her birimiz hedef hâline gelirsek kimse hedef olmaz." Bedri Baykam |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
2/7/2008 - Kanlı Sivas |
Otuzyedi can Otuzyedi gül çatlamış susuzluktan Sivas’ın içinde Döne döne semaha dönenler tutuştu önce Sonra türküler Sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına...
Sivas Olayları - Sivas`ta Neler Oldu?
1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi`nin konferans salonu tıklım tıklım dolmuştur. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD`nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin`in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin konuşur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunları ekibi salonu coşturur.
Öğleden sonra Buruciye Medresesi`nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapılır. Yazarların imza masalarının önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar oluşturmuştur. Halkla yazarlar ve sanatçılar bir aile gibi kaynaşmışlardır. Saat 17.00`de Kültür Merkezi`nde Hasret Gültekin` in dinletisinden sonra, "Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına" başlığıyla düzenlenen panel başladı. Yazar - Gazeteci Sami Karaören`in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.
Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.
2 Temmuz günü programı saat 10.00`da başladı. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmanın yorgunluğuna aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.
Buruciye Medresesi`ndeki fotoğraf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi aynı yoğunlukta sürüyordu. Salonun açılışından çok önce gelmiş insanlar, ellerindeki kitapları imzalatmak ve değerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla bekleşiyordu.
Saat 14.00`deki Kültür Merkezi`nde Arif Sağ`ın dinletisinden sonra, "Medya ve Emperyalizm" paneli yapılacaktı. Hasan Uysal`ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi`nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.
Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılıyordu.
Saldırı Başlıyor
Aydınlık Bir Rüzgârdı Sivas, Yediveren Anadolu’da Umut İnsanda Diyenler İçin
PSAKD`nin Sivas`taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas`a taşımışlar ve militanlar, Belediye`nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.
Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:
Sivasta Acımasızca Yakılan Aydınlarımızı Anıyoruz!!! >MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
Bismillâhirrahmânirrahim
"Peygamber, mü`minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü`minlerin analarıdır." (Ahzâb:6)
-Mü`minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)`ne ve O`nun temiz zevcelerine, Allah`ın beytine (Kâbe`ye) ve kitab`ı Kur`an`a alçakça küfredilmekte ve mü`minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
-Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
-Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
-Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel`un Rüşdi`nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur`an`ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)`in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür`etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.
-Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar`ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar`la alay edercesine gezebilmektedir
-Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
-İslâmın Peygamberi`ni ve kitab`ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
-Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.
-Gün, Allah (C.C.)`ın vahyi Kur`an-ı Kerim`e, Allah`ın meleklerine, Allah`ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)`e, O`nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
-"İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır." ( Nisa:76)
-Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.
"MÜSLÜMANLAR"
Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:
> Halkımıza Çağrı;
-Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, "basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti" adı altında, Müslümanlar`ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
-Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
-Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam`ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah`a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.
- "Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O`nun eşleri, onların anneleridir..." ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
- "Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah�ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir." ( Enfal Suresi, Ayet : 30)
- "Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır." ( Saff Suresi , Ayet:8)
-Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.
"MÜSLÜMANLAR"
Etkinliklerin ikinci günü, Sivas`taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı.
2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30`da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar.
Otel`de bulunanların Ankara`daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.
"Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas`ta kuruldu, Sivas`ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak" sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi`nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi`ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi`nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.
Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi`nden Valiliğe yöneldi.
Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, "Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed`in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz..." sloganlarıyla binayı taşa tuttular...
Saldırganların bir kolu, yeni dikilen "Halk Ozanları Heykeli"ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar.
Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli`ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, "Dağılın, yapmayın" demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı.
Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi`ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara`da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı`nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara`da SHP milletvekili Cevdet Selvi`yi, Bakan Seyfi Oktay`ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen`i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay`la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, "Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır" yanıtını veriyorlardı.
Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30`da Başbakanı ve İçişleri Bakanı`nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara`yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40`da yeniden İçişleri Bakanı`nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45`te Başbakanı ve İçişleri Bakanı`nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.
Sivas Valisi`nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü`nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü`nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı`ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.
Otel`de bulunanların Ankara`daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.
Madımak Oteli`ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır.
Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara`daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.
4 Temmuz günü, Sivas`ın Madımak Oteli`nde 37 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı.
Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli`yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.

KATLiAMDA HAYATINI KAYBEDENLER…
ASAF KOCAK ( 35) -Karikatürist
ASIM BEZiRCi (66) - 1928'de demiryolu işçisi Hamdi Bey'le ev kadını Refika Hanım'ın tek çocuğu olarak dünyaya gelen Asım Bezirci,üniversite yıllarinda sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70 kitap sığdırdı.
AHMET ÖZYURT (21)
BELKIZ CAKIR (18) - 1975 yılında Ankara doğumlu Belkız Cakır ,umutlu olarak girdiği '93 yılı Üniversite sınavlarında İIdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandığgını öğrenemedi..!
EDiBE SULARi (40) - Davut Sulari Baba'nıin en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarindandı.Bassel'de yaşadığı halde Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve Ehli-beyt Cemleri`ne, konferanslarina katılmayı ihmal etmezdi..
ERDAL AYRANCI (35) - Sair erdal Ayranci,1978 ODTÜ girişli. 12 Eylül askeri fasist darbesi pek çok insan gibi Erdal Ayranci yi da etkiler. Erdal Ayrancı, 1980-1983 yılları arasında Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri'nde yatar. "Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihinde Mamak'ta son şiirini 20.03.1983'te Topçam'da yazar. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi'nde yazdığı şiirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri anlatir.
Şiir söyle; "Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / îsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / isterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız... / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak…"
CARINA CUANNA(23) -Hollanadali gazetecI
GÜLSÜN KARABABA ( 25) - Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerinde, Divriği Kültür Derneği adına katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa....
HURiYE ÖZKAN (22) - Başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitirir. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte girer, birlikte bitirirler.
YESiM ÖZKAN (20)
MEMEKSE KAYA (17)
KORAY KAYA (12) -Yeşim Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madımak'ta yakılan kardeşlerden.
MUHLiS AKARSU (45) -1948 yılında Sivas'ta doğdu. 1980'li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. Bektâşî ve Cem Cemaatlerinde yörenin Dede'lerden ve ozanlarından etkilendi. Akarsu, bağlamaya küçük yaşlarda başlar. Şiirler, deyişler ve nefesler kurarak yaşadığı toplumun kültürüne zenginlik kattı. 1960'lıi yıllarda dönemin etkili ozanları Ali İzzet, Mahzûnî Şerif, İIhsânî'lerin içerisinde yer aldı.
1980'li yılların başlarında Alevî Dedeleri'ni, çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Gurubu'nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akkarsu'dan çıkmıstır. Muhlis Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan vb. Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı. Akarsu `nun TRT repetuarlarında ellinin üstünde eseri vardır. Yüzden fazla 45'lik plak, 4 uzunçalar, 20 kadar ses kaseti bulunmaktadır.
MUHiBE AKARSU (35) - Muhlis Akarsu'nun Esi
ÖZLEM SAHiN (17) – NURCAN SAHiN (18) Amca çocukları...
MURAT GÜNDÜZ (22) Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demeği'nin gençlik komisyonlarinda görev alıyordu..
SAiT METiN (23)Çankırı Meslek Yüksek Okulu mezunu.
SEHERGÜL ATES (30)1963 Ankara doğumlu olan Sehargül, Açık Öğretim Fakültesi öğrencisiydi...
UGUR KAYNAR (37)
SERPiL CANiK (19)1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal Semah Ekibi`nin en gençleri arasında yer alıyordu.
iNCi TÜRK (22) -1992 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan Inci,. Altındağ Kültür Merkezi ile Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi`nde tiyatro çalışmalari içerisinde yer alıyordu..
BEHCET AYSAN ( 44) Toplumsal gerçekleri kırık ve duygulu bir tonla okuyucusuna ulaştıran Behçet Aysan, 1946 yılında Ankara'da dogdu. 1979'dan bu yana cesitli dergilerde siirleri yayinlanan Aysan'in siir kitaplarindan "Sesler ve Kuller" “Nadir Nadi” ödülü, "Karsi Gece" ve "Eylul" Ceyhun Atif Kansu Siir ödülü, "Deniz Feneri" Abdi Ipekci Dostluk ve Baris ödülü'nü aldı. Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Demeği'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yapan Aysan, Ankara Tabip Odası ilc Genel Sağlık - Iş Sendikası üyesiydi. Ayrica Edebiyatçılar Demegi'nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldı.
HANDAN METiN (20) 1973 Divriği doğumlu, 1992 yılında, ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne girer..!
HASRET GÜLTEKiN (26) 1 Mayis 1971 yılında Sivas'ta dogdu. Alti yasinda saz calmaya basladı. 11-12 sahnede saz calan kucuk bir oznadı artik. Kadıkoy Anadolu Lisesi mezunu sanatci, 1980'li yillardan itibaren muzikle kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldı. Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Musa Eroglu'na olan hayranlığıni gizlemiyor ve baglamasini onlar kadar ustaca kullaniyordu. "Nevroz" isimli Kürtce bir kasette yapti. Kürtce ezgileri enstrümantal olarak yorumlayan ender sanatcilardan biridir. Bu kasette 3 telli sazla gelistirilmis "celpe" ismini verdiği yeni bir yöntem gelistirmisti.
MUAMMER CiCEK (26)1967 yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu.1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Çehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı olarak görev aldı.
MEHMET ATAY (25)1968 baharında, Divriği'nin gönderen Köyünde dünyaya gelen Mehmet Atay,üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına büyük bir tutkuyla bağlanır. Yaşamını, çektiği fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeye calisiyordu..
NESiMi CiMEN (62) 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli Kazası`nın Fatmakuylu Köyü’nde doğdu. 1941 yılında on yaşındayken ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız kasabasına bağlı İncemağara Köyü’ne göçtü. Oniki yaşında heveslenerek cura çalmaya başladı. Bulunduğu ortamda Alevi deyişlerini öğrendi ve çevresinde, kendine özgü yorumlarıyla ilgi gördü. O günden ölümüne kadar curasını elinden bırakmadı, Cimen,Curasıyla birlikte iki Temmuz 1993’te Sivas’ta yandı. Yoksul bir Kürt aileden gelen Cimen. daha çocuk yaşta hayatını çalışarak kazanmaya başlar.Daha sonralari yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı ve bu partiye üye oldu. TİP’in düzenlediği bir çok gecede kendi demelerini ve Alevi deyişlerini çalıp söyledi. 1984’ten 1987 yılına kadar İsveç’te yaşadıktan sonra, orada oturma hakkı olmasına rağmen ülkesine döndü.Türkiye’de eserlerini yayınlamak isteyen Cimen, „acılarımı dile getireyim“ dediği eserleri zaman geçmeden yayınlanır. Nesimi Cimen eserleriyle sevenlerine ulaşır.
GÜLENDAR AKCA (25) Divriği`nin Şahin Köyü`nden Ankara'ya uzanan,2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça'nıin hayatı. Gülender Akça'nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözler de Ağabeyinin sözleri olmalı: " Herşeyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının, zulmün, işkencenin, irticanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından, demokrasiden, laik düşünceden yana tavıir koydu. Bu anlamda duyarlı bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için, insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti.. "
METiN ALTIOK (52) Kendini şiire adamıştı. Şair olmanın günün tehlikesini bir sis çanı gibi duyurmak olduğunu vurgulayan bir şair Altiok 13 Ocak 1991 tarihinde “Cemal Süreya Şiir Ödülünü” aldığı gün, "Ben hayatla tam anlamiyla karsi karsiyayim. Aydın olmak muhalif olmayi gerektirir. Aydın karsi koyan insandır, kafa sallayan insan degildir," diyordu..
YASEMiN(17) - ASUMAN SiVRi(16) KARDESLER 1991 yılı ortalarinda, Pir Sultan Abdal Derneği'nin kültürel çalışmalarina katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna girerler. Asuman Sivri, özverili çalıişmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor.AsumanSivri , 1992 yıilıinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne girer.
MURAT GÜNES (22)
AHMET ÖZTÜRK ( 21)
KENAN YILMAZ (21)
AHMET ALAN (22)
SERKAN DOGAN (19)
Saçlarım tutuştu önce Gözlerim yandı kavruldu Bir avuç kül oluverdim Külüm havaya savruldu
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
20/6/2008 - Boğazlıyan Kaymakamı Milli Şehit Kemal Bey |
Boğazlıyan Kaymakamı Milli Şehit Kemal Bey
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey I. Dünya Savaşı sonrasındaki Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul'unda, işgal güçlerin, Ermeni azınlığın ve bir kısım bürokrasinin işbirliği ile I. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirleri esnasında yaşananlar için bir sorumlu arayışına girdikleri bir dönemde yargılanarak idam edilmiş bir mülki amirdir. T.B.M.M.'nin 14 Ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla ilk 'Milli Şehit' ilan edilmiş, ve zaman içinde, zor şartlarda görev yapan yerel mülki amirin sembolü ve kahramanı haline gelmiştir.
Bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yenişehir'de doğmuş ve I. Dünya Savaşı yıllarında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili olmuştur.
Kemal Bey, Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, idamla yargılanmıştır. İşgal şartlarında cereyan eden mahkemede, çoğunluğunu Ermeni komitecilerin teşkil ettiği ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin ve Rum-Ermeni Şubesinin temin ettiği birçok yalancı şahit çıkarılarak, akıl ve mantığın kabul etmediği bir sürü suç uydurulmuştur.
Mahkemede sanık sandalyesinde bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey'in savunması ise tarihe geçmiştir:
Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni - Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.
Getirilen şahitlere ise şu şekilde cevap vermiştir:
Hepsi yalandır, uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de oradan geçtim. Burada vuku bulduğunu iddia ettikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu vahşeti kim yapar? Bu derece şem’i bir işi yapacak bir insan tasavvur edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu mevzuda hiçbir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu şikayetlerle karşılaşıyorum.
Mahkeme bu şekilde devam ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey’in asılması için Mahkeme Başkanı Hayret Paşa’ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine “Nemrut” lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir. Mahkeme sonradan bu hakimin adı ile özdeşleşecek ve "Nemrut Mustafa Divanı" veya "Kürt Mustafa Divanı" şeklinde hafızalarda kalacaktır.
Nemrut Mustafa önceden verilmiş bir emri yerine getiren bir memur tavrıyla mahkemeyi sonuçlandırarak 8 Nisan 1919’da Kemal Bey’i idama mahkum eder. Önceden hazırlanmış olan bu idam kararı tasdik edilmek üzere saraya gönderilir. Padişah VI. Mehmet Vahdettin, “Damat Ferit Paşa Millet ile Padişah arasına siyah bir perde çekti” diyerek, bu kararı imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatale şeklini alabilir. Yolun şimdiden önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum” der. Seyhülislam Mustafa Sabri “Divan-Harb-ı Örfi tarafından idama mahkum edilen Kemal’ın mahkemesi hak ve adle muvafık bir surette icra edilmiş olduğu takdirde, hakkında sadır olan hükm-i idamın derun-i varakada muharrer fetva ve mükul-i şer’iyeye muvafık olduğu veraste-i arzdır” şeklinde bir fetva verir.
Cezası infaz edilmek üzere İstanbul’a getirilmiş olan Mehmet Bey, Bekirağa Bölüğü’nden alınarak cezasının infaz edileceği yer olan Beyazıt Meydanı’na getirilir. Kemal Bey’in asılacağını duyan İstanbullular Beyazıt Meydanı’ndan toplanırlar. Kemal Bey’e idam sehpasının önünde son sözünü ne olduğunda, o halka şöyle der:
Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet...
Kemal Bey’in idam hadisesi, İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanır. Kemal Bey’in cenazesi vasiyeti üzerine, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki oğlunun mezarı yanına gömülmesi için, ailesine teslim edilir. Kadıköy’de büyük bir cenaze töreni yapılır. Tabut, Karaköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker bayrağı yarıya indirerek selam durur. Alışılmışın dışında, tabut eller üzerinde defnedileceği yere kadar götürülerek, 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam üzeri toprağa verilir.
Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır.
Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır. (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam - Sabıkı Kemal)
Türk milleti onu unutmamıştır. Mustafa Kemal, şehit kaymakamın çocuklarını evlat edinmek istemişse de gümrük memuru emeklisi Arif Bey torunlarından ayrılmak istememiştir. BMM 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla Kaymakam Kemal Bey'i “Milli Şehit” olarak kabul etmiş, Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat şartıyla tüm çocuklara maaş olarak bağlanmıştır. Çoçuklarından Müşerref Hanım bugün 93 yaşında ve İzmir'de yaşamakta.
Milli Şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i saygıyla anıyoruz. Milli Şehidimiz Kemal Bey Türk vatanseverliğinin ve fedakarlığının timsalidir. Kemalist Devrim yıllarını göremese de O'nun toprağa gömülen bedeni Kemalist Devrimin bir tohumu olmuş, o tohumdan büyüyen çiçeğin dikenleri emperyalistlere ve uşaklarını sarmış ve yakmıştır. Denilebilir ki Milli Şehit Kemal Bey döneminin kemalistidir, İttihatçılıkla Kemalizmin, Devrimci Türk Milliyetçiliği noktasında kesiştiği sembol bir isimdir. Bütün işbirlikçilere, emperyalizmin uşaklarına, satılmış vatan hainlerine, emperyalizme yaranmak için bir vatan evladını katleden Osmanlının sakat zihniyitine, Kürt (Nemrut) Mustafa Mahkemelerine, katliamcı çete Ermenilerine karşı, Hepimiz Türk'üz.. Hepimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'iz.. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/5/2008 - Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının Tarihimizdeki Büyük Rolü |

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün ölümünden 30 yıl ,ULUSAL KURTULUŞLARIN BAŞLADIĞI GÜN ve büyük zaferinden 46 yıl sonra , Deniz GEZMİŞ , arkadaşları 68 kuşağının 2.KURTULUŞ MÜCADELESİNİN DEVRİMCİLERİ , SAVAŞÇILARIDIR..
Gerçek yurtsever gençlerin o gün de farkında olduğu ve söylediği gibi TÜRKİYE CUMHURİYETİ tüm gücüyle ABD EMPERYALİMİZİNİN saldırganlığı ile karşı karşıya, yarı sömürgesi durumundaydı..DENİZLERİN MÜCADELESİ ve DENİZ GEZMİŞ'İN DEVRİM GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ bu gerçeği bize tüm açıklığı ile anlatmaktadır..
Bugün geldiğimiz nokta ise, EMPERYALİZM tüm dünyada 40 yıl öncesinden farklı olarak saldırganlığın da ötesinde , ulus devletlerin bütünlüğüne , bağımsızlığına SAVAŞ açarak, ÖZGÜRLÜK , İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ (!) adı altında ASKERLİ, ASKERSİZ büyük bir kuşatma içindedir.. Ülkemizin içinde bulunduğu Büyük Kuşatmada Sona Doğru adım adım geldiğimiz şu noktada bizlerin DENİZ GEZMİŞ ve arkadaşlarının mücadelesinin ne kadar DEVRİMCİ, KARARLI ve GÜÇLÜ olduğu EMPERYALİZM ve İŞBİRLİKÇİLERİNİN saklanamaz korkularından da belli değilmi..Ölülerinden bile korkuyor , bu büyük DEVRİMCİ GENÇLİK hareketinin halkta da TABAN bulmaya başlaması en büyük endişeleri ve kabuslarıydı..Bu nedenle henüz birer gencecik fidanken yok edilerek susturulmaya çalışılan gençlik , 1980 sonrası ise tamamen apolitik hale getirildi..Bu gerçekten yola çıkarak bulunduğumuz üniversitelerde, yaşamımızın tüm alanlarında örgütlenmemizin yaşamsal olduğunu bilmek zorundayız..
EMPERYALİZM İNSANLIĞI, ÜLKELERİ özellikle mazlum ülkeleri yerli işbirlikçileri ile birlikte 21.YÜZYILDA çok daha büyük bir tehdit ve tehlike olan Karanlık savaş yöntemlerinden. ZİHİNSEL İŞGAL yoluyla tüm aldırganlığından hiç hız kaybetmeden vahşi bir şekilde ele geçirmeye , tüm savunma mekanizmalarını yok etmeyi çalışıyor..Bu kirli, haksız savaş yöntemlerine karşı koymak ise , tahmin edersiniz ki diğer işgal yöntemi olan ASKERLE işgale karşı koymaktan çok daha zor hatta neredeyse olanaksız..EMPERYALİZM İŞGAL etmeye çalıştığı ülkeleri yok etmek için yine bu ülkelerin tüm kaynaklarını sömürerek gerçekleştirdiği için (yer altı , yer üstü) maddi olarak öncelikle büyük bir ekomomik çıkmaza sürüklüyor, ekonomisini, tarımını yok ederek , kurtuluş çarelerini birer birer yerle bir ediyor..Bütün bu yok edici acımasız çark son hızıyla sürerken bir yandan toplumlar, ülkeler beyin yıkama ile , tarihleri unutturuluyor, İŞGALCİ , DÜŞMAN ÜLKELERİN büyük boyutlarda probogandası (yaymaca) yapılarak [AB(D)] toplumlar adeta bir zihinsel şoka itiliyor..TARİHİNİ, KİMLİĞİNİ SORGULAYAN, UTANAN ÇARESİZ, SAVUNMASIZ her an dağılmaya hazır hale getirilerek ÇÖKÜŞÜN ALT YAPISI OLUŞTURULUYOR..
Ülkemiz de ÇÖKÜŞ, DÖNÜŞÜM İÇİN Türkiye'de kutsal kuşatma son hızıyla devam etmekte bu arada VATAN TOPRAKLARI SATILARAK SON SÜRAT ELDEN ÇIKARILIYOR, devlet çökertiliyor devleti çökerterek, satarak devlet ve toplum kimliksiz , kişiliksiz bir hale getirilerek , LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ' nin KURULUŞ FELEFESİ yok sayılıyor, KEMALİZM ve İLKELERİ MODASI geçmiş düşünce olarak topluma dayatılıyor, çocuklarımız, gençlerimiz , tüm toplum uydurma tarihler , bizim olmayan, olamayacak değerler, kavramlar ve EMPERYALİZMİN her türlü araçlarıyla asimilasyona uğratılıyor..
Geldiğimiz bu noktada ne yapmalı, bizi yok etmeye kilitlenmiş bu durumda kurtuluşumuzun çaresi ne olmalı; elbette daha önce olduğu gibi TÜRK MİLLETİNİN AZİM ve KARARI olacaktır, çünkü sevgili Bâtın'ın da makalesinde belirttiği, söylediği gibi ARTIK "DERİN MİLLET" VAR!Tüm yurtseverler , KEMALİSTLER olarak herşeyden önce halkımızı yanımıza alarak, onların anlayabileceği şekilde anlatarak, örgütlenerek EBEDİ ÖNDERİMİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ün hedefi olan TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE için DENİZ GEZMİŞ ve ARKADAŞLARININ başlatmış olduğu 2.KURTULUŞ SAVAŞIMIZA kaldığı yerden davem etmeliyiz..
DENİZ GEZMİŞ , HÜSEYİN İNAN, YUSUF ASLAN, MAHİR ÇAYAN, TÜM KEMALİST DEVRİM ŞEHİTLERİMİZİ ve MEHMETÇİKLERİMİZİ sonsuz saygı, sevgi , ve minnetle anıyorum. IŞIKLAR içinde uyuyun, TÜM TÜRK MİLLETİ ONUR ve BAĞIMSIZLIK UĞRUNDA CANIYLA KANIYLA MÜCADELE edecektir..Bundan kimsenin endişesi ve kuşkusu olmasın.. Çünkü;
BAĞIMSIZLIK BİZİM KARAKTERİMİZDİR.. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Kemalizm - Tam Da Şimdi
Kategoriler
Arkadaşlarım
• hussoloji • ikizler • blogekle • geyikfm09 • asimavi • benimki • hogsmeade • esedereli • dilayli • ikizizbiz • gazikemal • offff • c2n3r • cumhuriyethalkpartisi • dergii • akkelebek • aykizz • hayaliduman • askcicegi • sizinbloglariniz • lnur • indeterminist • ahmetfidan • ismailgumus91 • kemalistiz • aycasu
|