31/1/2009 - Ne Mutlu Hamaslıyım Diyene... |
Ne mutlu Hamaslıyım diyene...
Vallahi kıskandım... Hep böyle altı okka bi başbakanım olsun isterdim. Evlatlarımız kahpe pusularda şakır şakır şehit edilirken, açsın telefonu Barzani’ye, "eksküzmi" desin mesela... "Bundan böyle sınırdan kedi bile geçere, çadırına F16 yağdırırım, nerden geldiğini şaşırırsın" desin... İsterdim.
*
Kafamıza çuval geçirdiklerinde, isterdim ki, toplasın kabineyi acilen, "İncirlik’e kilit vurdum" desin...Çağırsın ABD Büyükelçisi’ni, "Bak arkadaş, ya çıkıp özür dileyeceksiniz, ya da topla tasını tarağını Nebraska’ya kadar yolun var, anca gidersin" desin... İsterdim.
*
Annan Planı`nı burnumuza dayadıklarında, kaldırsın telefonu, "Bizde güzel bir laf vardır Kosta, senin anan güzel mi?" desin, şakayla karışık... Gitsin Kıbrıs`a "Biz buradayız kardeşim, santim kımldamayız, çok rahatsızsan ananı da al git" desin...
İsterdim.
*
Bize turistik vize bile verirken bin dereden su getiren ülkelerde bölücüler cirit atıyor, AB çatısı altında konferans filan düzenliyor... İsterdim ki, çıksın Meclis kürsüsüne, "Toprağıma, milletime yönelik bu husumet bitene kadar, AB ile ilişkilerimizi askıya alıyorum" desin... "Benim için bitmiştir, daha gelmem Brüksel`e" desin... İsterdim.
*
Uzatmayayım...
Kıskandım.
Ömrüm boyunca özlemini çektim.
Hamas`a nasip oldu.
*
Ne mutlu Hamaslıyım diyene.
Yılmaz Özdil - Hürriyet |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
24/1/2009 - Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu |
Uzunca bir aradan sonra tüm karşı devrimcilere ve ister-istemez onlarla işbirliği yapan haysiyetsizlere yeniden burada olduğumu ilan ediyorum.
Bugün Kemalist Uğur Mumcunun Kontrgerilla tarafından alçakça katledilişinin yıldönümü.Böyle anlamlı bir günde blogumu yayına açarak hüznümü satırlara dökmeye çalıştım.Takdir sizindir.

Tam Bağımsız Gazeteci : Uğur Mumcu “Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.” derdi Uğur Mumcu.O`nu 24 Ocak 1993 pazar günü hunharca katledilişinin 16. yılında hasretle, minnetle, O`nun yolunda ilerlemenin verdiği gururla anıyoruz. Daha 20 yaşındaydı “Türk Sosyalizmi” adlı makalesiyle Yunus Nadi ödülünü kazandığında.Gençlik çağlarında belliydi geleceği.O profesyonel devrimciydi ve profesyonel devrimci hele ki gazeteciyse ne iktidardan ne de çeşitli güç odaklarından çekinmemeliydi.Uğur Mumcu devrimci yola baş koymuştu ve bu yolda kılıcıyla değil kalemiyle savaşıyordu. Üniversitede Öğrenci Derneği Başkanı seçilen Uğur Mumcu, avukat olarak üniversiteden mezun oldu ve Türk Sosyalisti Doğan Avcıoğlunun yanında “Yön” dergisinde yazarlığa başladı.O yıllarda şöyle diyordu: “İnsanlar sadece konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludurlar.”.Akşam Gazetesi ve Kim Dergisinde yazmaya başladı, Londraya dil öğrenmeye gitti.Kim Dergisindeki son yazısı “Yeter Artık Beyler!” oldu.Bu yazıda emperyalizmin bizi komünizmden korumaya (!) ne denli istekli olduğunu gözler önüne seriyordu.O tam bağımsız bir gazeteciydi ve tam bağımsız olamadığımızı anlatıyordu.Demokrasi ve sosyalizm dersi veriyor, Türk milliyetçiliğine vurgu yaparak milliyetçi sosyalizmin yani Kemalizmin değerini öğretiyordu. Kim Dergisinden ayrıldıktan sonra birçok dergi ve gazetede makaleleri, araştırmaları yayınlandı.12 Marttan sonra gözaltına alındı.Bir ay sorgudan geçirildi.Yaşadıklarını daha sonra Yeni Ortam da “Kitaplarımı İsterim” diyerek anlatacaktı.Tam askere gidecekken “orduya hakaret etmek” suçuyla tutuklandı ve 7 yıla mahkum edildi.Mamak Askeri Cezaevinde 1 yıldan sonra Yargıtay kararı bozdu ve beraat etti.Fakat iktidarın planı hazırdı.Tıpkı milli komünist Nazım Hikmet örneğinde olduğu gibi Uğur Mumcuyu hemen askere aldılar.Askere subay olarak gitmesi gerekirken “kötü hal ve düşünce sahibi” raporuyla er olarak gönderildi.O artık bir “Sakıncalı Piyade” idi.“O günlerdeki aramalarda ilginç olaylar geçiyordu.Bir sıkı-yönetim görevlisi, 'V. İ. Lenin biçiminde yazılan Lenin'in adını görünce ‘Yaz oğlum,altıncı Lenin...’” anısıyla 12 Mart müdahalesinin çürüklüğünü gözler önüne sermişti.Askerlik görevini tamamladıktan sonra Yeni Ortamda yazmaya başladı.“Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz.” diyen Süleyman Demirele Türk siyasetine sızmış tüm ajanların isimlerini ve oluşumlarını belgeleyerek karşılık verdi.Onun o dönem “bir hikayesi vardı” ve “sormasa mıydı”? Yahya Demirel hakkında “Mobilya Dosyası” nı hazırlayarak hayali ihtacatın üzerine gitti.Yer yerinden oynadı.Başta Sakıncalı Piyade olmak üzere çeşitli kitapları basılmaya başlandı.1980 öncesinde anlatmaya başladığı terör ve arkasındaki emperyalist güçlere 12 Eylül sonrasında daha çok değinmeye başladı.”Silah Kaçakçılığı ve Terör” isimli kitabı kendi deyimiyle “terörün silah kaçakçılığı ile ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak” amacıyla yayımlandı.Kendi tabiri ile ülkücü tosuncukların kontrgerilladan emir aldığını gün ışığına çıkardığı birçok bilgi ve belgeyle açığa vurdu.Bu dönem Ağca ile röportaj yaptı.Aydınlar Dilekçesinde imzası olduğundan Kenan Evren tarafından vatan hainliği ile suçlanarak diğer birçok aydınla beraber hakkında dava açıldı.12 Eylüldeki hukuksuzlukları uzun süre yazdı, TİP yöneticileriyle çeşitli söyleşiler yaptı ve bu söyleşileri kitaplar halinde yayımladı. Özal döneminde Anayasaya aykırı, Cumhuriyetin ilkeleriyle bağdaşmayan ne varsa yazdı, sinmedi, korkmadı.Yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkartarak halkın ona olan güvenini katladı.Özalın “bir avuç” olarak nitelendirdiği PKK ve tarihi geçmişini anlatarak terör örgütü ve arkasındaki güçlerin misyonunun ne denli büyük olduğunu ortaya koydu. “Kürt-İslam Ayaklanması” kitabı ile Şeyh Sait İsyanı gibi Kürtçü ayaklanmaların özüne, İslamcılık ve Kürtçülüğün tarihi ortaklığına indi.1991 yılında Cumhuriyet Gazetesi yönetimi ile anlaşamadığından gazeteden ayrıldı. Cumhuriyet Gazetesi yönetim değişikliğine gittiğinden bir aylığına yazdığı Milliyetten Cumhuriyete geçti.Sonuçta Cumhuriyet onun gazetesiydi. Sevgi Özel “Uğur Olsun” kitabında Uğur Mumcunun Cumhuriyet Gazetesine bağlılığını şöyle aktarıyor bizlere “... 80'lerin ortasında Erol Simavi aradı Uğur'u. Ankara'ya geleceğini, görüşmek istediğini söyledi, buluştular. Uğur, yanında Öcal'ı da götürmüştü. Simavi söze, ''İnsanlar zenginleştikçe sağa kayar, ben tersini yapıyorum, sola kayıyorum,'' diyerek başladı. Solcu yazarları toplayacak bir gazete çıkarmak istediğini, Uğur'u da burada görmek istediğini belirtti. Cumhuriyet'ten yeni gazeteye geçmesi yeterliydi, ne diyorsa o olacaktı. Kesenin ağzını açmıştı Simavi. ''Sana açık çek vereceğim, sayıyı kendin yaz.'' , ''Böyle bir öneriyle karşılaşacağını bilseydim kesinlikle Simavi'yle buluşmazdım,'' dedi Öcal'a. ''Cumhuriyet'ten ayrılmam. Böyle bir öneriyi kabul etmem.Nadir Nadi'ye ne derim? Verdiğim sözleri nasıl yok sayarım, Nadir Bey şöyle bir baksa yerin dibine geçerim, asıl manevi değerler bunlardır? Sayın Simavi, manevi değerlere asıl sahip çıkanlar da bizleriz.”.Öldürülmesinden önce PKK terörüne sıkça değinen ve “Gazi Paşaya Suikast” kitabını yazan Uğur Mumcu Kürt Dosyası üzerinde çalışıyordu. O gerçek bir Kemalistti.Bugünün yozlaşmış “Kürt Solu” na inat, o tam bir Türk Sosyalisti, tam bir devrimci idi.Halkçılığıyla daima övünürdü.Askerliği hakkında “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!” düşüncesiyle onu er olarak askere gönderenlerin aslında ne kadar küçük olduklarını gösteriyordu.Bir memur çocuğuydu, halktandı yani.Halktan biri gibi yaşadı, halkı için yazdı,halkı için öldü… Bugünün gazetecileri hamilerinden aldıkları paralarla geçinirken o yılmayan, usanmayan yiğit bir gazeteciydi ve O`nun bildiği gazeteci vatanını sevmeli, halkı için yazmalıydı. “Yılmayacağız, korkmayacağız ve cinayet şebekelerinin üstüne var gücümüzle gideceğiz.Buyurun gelin buradayım!...” diyordu onu ölümle tehdit edenlere. Onun Kuvvayı Milliyeciliği "Elbette 'Kuvvayı Milliye Ruhu' dendiği zaman, kimse başına kalpak giyip, göğsüne fişekler takıp cephelere koşmayı amaçlamıyor. Bu kavram, günümüzde, demokrasi için örgütlü halk gücünün gerekliliğini anlatıyor, halkın IMF ipotekli bu kapitalist sisteme karşı, demokrasinin verdiği hakları kullanıp bu hakları daha da genişletmek için savaşmasını öngörüyor. Hem bunları anlatıyor hem de devrimci görüşünün bu toprağın derinliklerine dayandığını anlatmak istiyor." sözleri etrafında şekilleniyordu.IMF, NATO, AB gibi emperyalizmin silahlı, silahsız bütün işgal oluşumlarına karşıydı ve yazıyordu. Bugün, Amerikanın operasyonal güçleri AKP ve PKK nın kökenlerine o çok önceleri inmişti.Hayattaki son yılında yazılarının üçte ikisini PKK ve Kürt Sorununa, üçte birini de Amerikan emperyalizmine ayırmıştı.Bu yüzden gladio tarafından katledildi. 24 Ocak 1993 günü, Ankaranın kar altında olduğu bir sabah aracına konan bir bomba sonucu kaybettik Uğur abimizi,bir dürüst gazetecimizi, devrimci yoldaşımızı…Onun cinayeti “faili meçhul”dü.O sıra bir insan avı vardı ülkede ve sömürüye, vurguna,çıkarçıya, kaçakçılığa, bağımlılığa, iş bitiriciliğe, iktidara, teröre, işkenceye, sivil-askeri “darbe”lere karşıysan, insan haklarını, Atatürkü, tam bağımsızlığı, özgürlükçülüğü, halkın egemenliğini savunuyorsan suçluydun, hak etmiştin ölümü… Şimdi,ölümünün üzerinden 16 yıl geçti.“Umut Davası”ndan bizler tatmin olmadık.Demirel faillerinin bulunmasının namus borcu olduğunu söylemişti.Ölümünün üzerinden bu kadar zaman geçti.Soruyoruz, namussuz olan kim?Ortaya çıksın da bir görelim.Uğur Mumcunun evinin önündeki koruyucu niteliği bulunan taksi durağını kaldıran kontrgerillanın emrindeki hükümet, saldırıdan haberdar olduğu söylenen MİT, ölümünden önce Hizbullaha ve diğer İslami örgütlere çok az değinen Mumcunun katilinin İslami örgütler olduğunu hangi mantığa dayanarak iddia ediyor?O günkü iddialarını bugün neden Ergenekona yükleyerek değiştiriyor?Kontrgerillanın devlet içinde örgütlendiği gerçeğini halktan neden saklıyor? NATO nun silahlı gücü kontrgerillaya neden operasyon düzenlenmiyor?Ergenekon projesiyle Uğur Mumcunun yoldaşlarının O`nu öldürmüş olduğu saçmalığını neden dayatıyor? Sanki, öyle ya, çıksa da şu üzerinde güller açan mezarından, arabasına konan bombaların izini sürse.Onun için işten bile sayılmazdı çünkü failini biliyordu o, yıllarca savaştığı Amerikan emperyalizmi kalleşçe, her zamanki yöntemiyle susturmaya çalışmıştı onu.Fakat o susmamıştı, öldürseler de, parçalara da ayırsalar bedenini, Uğur Mumcu cenazesinde bile solu birleştirmeyi başarmıştı.Parçaladıkları bedeninin her parçasından onun gibiler, binlerce devrimci ortaya çıktı. Bugün Uğur Mumcu gibi cesur, dürüst, devrimci, Kemalist vatandaşlar tutuklanıyor, sindiriliyor, korkutuluyor…Diyorum ya, kalksaydı da görseydi bugünleri.Soracak ne kadar çok sorusu olurdu.Bugün tam bağımlı ülkemizde bu tertipleri gözler önüne serebilecek onun kadar cesur, bağımsız bir gazeteci var mı? Uğur Mumcu sesleniyor, yarattığı binlerce devrimciye, 16 yıl sonra onun devrimci mücadelesinden vazgeçmeyen bizlere : Unutmayalım ki "cesur bir kez, korkak bin kez ölür".Önemli olan, insanın böyle bir toplumda "mezar taşı" gibi suskunluk simgesi olmamasıdır... "Uğur Mumcu mücadelesiyle bir hedef haline gelmişti. Her birimiz hedef hâline gelirsek kimse hedef olmaz." Bedri Baykam |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
7/9/2008 - Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara... |
| Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara...
Yüzyılın tokadı...
Deniz Feneri.
Bakıyorum yazılıp çizilenlere...
Hep aynı benzetmeler yapılıyor:
"Dindar insanlarımızı kandırarak..."
"Temiz duyguları kandırarak..."
"Hassas yürekleri kandırarak..."
"Vicdanlı insanlarımızı kandırarak..."
"Saf Anadolu insanını kandırarak..."
*
Yok öyle!
*
Kendinizi kandırmayın...
Saf maf değil, o para kaptıranlar.
*
Bu dünyada her türlü katakulliye rıza gösterip, öbür dünyayı makbuz karşılığı satın almaya kalkan... Kaç euroysa ödeyip, cennette tapu kapmaya çalışan Şark kurnazı onlar.
*
Üzülmeyin sakın.
*
Gariban şehit çocuklarının yırtık pırtık çoraplarla gezdiği bir ülkede, Mehmetçik Vakfı dururken, Tanzanya’daki yoksullara iftar vermeye çalışıyorsa "vicdan sahibi" Anadolu insanı...
Bırakın dolandırsınlar kardeşim!
*
Sevaptır.
Yılmaz ÖZDİL - HÜRRİYET |
| • 6 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
4/9/2008 - KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNUN PAŞALARINI SERBEST BIRAKIN.. |
 KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNUN PAŞALARINI SERBEST BIRAKIN..
Ulusların varlığını sürdürebilmesi, vatadaşından, kurumlarına değin, ulusu ayakta tutacak sağlam bir onur duygusuna sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Eğer bir ulus, tarihten gelen köklerinin farkındaysa, tasada, kıvançta ortak değerler etrafında biraraya gelebiliyorsa, kısaca ulus bilincine sahipse, bu ulusu teslim alamazsınız. Çünkü herkesce bilinmektedir ki, ulusal bilincin oluşturduğu gücü herhangi fiziki bir silahla yıkamazsınız.
Bunun örneklerini tarihten öğrendik ve günümüzde bir çok ülkenin yaşam deneyimlerinde görmekteyiz.
Öncelikle Türk ulusunu ele alalım. 1.dünya savaşının adeta tükenme noktasına getirdiği ulus, emperyalist ülkelerce bir daha ayağa kalkamaz beklentisiyle ortadan kaldırılmaya, tarih sahnesinden silinmeye çalışıldı. Zamanın en güçlü emperyalist ülkelerince kuşatıldı ve askeri işgallere uğradı. Ancak, işgaller öncesi emperyalizmin gözden kaçırdığı bir olgu vardı. Çanakkale Savunması. Aslında bu savaş, sağlam bir lider öncülüğünde Türk ulusunun yenilemeyeceğini, en açık bir şekilde göstermişti. Yabancıların yine göremediği Çanakkale de düşmana karşı elde edilen yenginin ulusa sağladığı müthiş onur ve güven duygusuydu. Bu güven duygusu, Mustafa Kemal başta olmak üzere, arkadaşlarına Türk ulusunu kurtarmaya yönelik savaşın da temel gücünü oluşturmuştur. Sonrasında, Atatürkün, ”Milli egemenlik öyle bir nurdur ki,onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar” sözü bu onurlu duygunun gücünü tanımlamıştır. Yine Atatürk, “Milli mücadelelere şahsi hırs değil, milli ideal,milli onur sebep olmuştur” diyerek, milli onurun önemini bizzat işaret etmiştir.
Konuyla ilgili günümüzden örneklerde verebiliriz.Yakın geçmişte ABD’ yi Vietnamda yenilgiye uğratan güç neydi? Bugün Irak’ta dünyanın emsalsiz silahlı gücü olduğunu söylenen ABD ordusunun düştüğü durum nasıl açıklanabilir? Başka örnekler de var, çağ ötesi savaş teknolojisine sahip olduğu belirtilen İsrail Lübnan’da neden yenildi? Sonuçları tartışmasız mazlum ulusların lehine olan bu sonuçlar göstermiştir ki, Ulus bilicinin sahip, onurunu kaybetmemiş ulusları emperyalizm yenemiyor.
Napolyonun Türklerle ilgili ünlü sözü hatırlayalım, ”Türkler öldürülebilir ancak, asla yok edilemezler” yine Atatürkümüzün “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz” sözü emperyalizme direnen mazlum, ancak onurlu ulusların başında Türk ulusunun geldiğini ortaya koymaktadır.
Emperyalizm, diğer mazlum ulusların yanı sıra ve özellikle Türk ulusunun savaşla mağlup edilemeyeceğini bir dizi acı mağlubiyetlerle öğrenmiştir. Kaldı ki Türk ulusu tarihte, Emperyalizme karşı kurtuluş mücadelelerinde mazlum uluslara öncülük etme onurunu da taşımaktadır.
Emperyalizm, Türk ulusuna diz çöktürmek üzere yarım asırdan fazla süredir saldırmaktadır..Saldırı projelerini bu gerçekler üzerine kurmuştur.Dünya üzerinde Emperyalizmi tanıyan her bireyin bildiği gibi, temel yöntem, ülkeyi ayakta tutan değerleri ve kurumları içeriden, işbirlikçileri marifetiyle ve özellikle de demokrasi kisfesi altında, sözde, yasalara saygılı olma yutturmacasıyla zayıflatıp, yok etmek. Ancak, Mustafa Kemal, emperyalizmin bu hain projelerinin olabileceğini önceden görmüş olacak ki, Türk Gençliğini, Türk Ordusunun subaylarını ve Türk milletini söylemleriyle defalarca uyarmıştır. Aydın olan herkesin farkında olduğu gibi, Türkiye bu gün bu süreci en yoğun biçimde yaşamaktadır.
Bu gün ülke olarak, ulusumuzun yaşadıkları, tamamen Atamızın uyarılarını söylevleriyle belgelediği sürece sokulmuştur. Emperyalizm ve ulusun içindeki işbirlikçileri, alenen ve elde ettikleri başarıların güvenciyle, açık saldırılara varan tutum içine girmişlerdir.Son altı yıl bu saldırıların en pervasız dönemi olarak görülmelidir. Bu sürede, ekonomik değerler büyük ölçüde yabancıların kontrolüne geçmiştir. Yasamayı kullanan işbirlikçiler, mecliste çıkardıkları yasalarla, ulusal yapıyı zaafa uğratacak gelişmelere zemin hazırlamakla kalmamış, elde ettikleri medyayla birlikte Cumhuriyetin temel kurumlarını zaafa uğratacak girişimlerde bulunmuşlar, ulus devlet yerine, cemaaatlerin kontrolunde bir yapı oluşturmaya çaba göstermişlerdir. Bu sürecte, dinci yeşil sermaya ile yahudi sermayesinin işbirliği ibret verici durum göstermektedir.
Atamız, bir gün emperyalizmin işbirlikçileri yoluyla yasamayı ele geçireceğini düşünmüş ki, "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." sözüyle ulusu uyarmıştır.
Bütün bu gelişmeler, kuşatmanın farkında olan vatanaşlık bilincine sahip vatanseverin ülkeyi savunma refleksini uyandırmıştır. Atatürkçü Düşünce Derneğinin öncülüğündeki Tandoğan'dan Anıtkabire, İstanbul Çağlayan'da, İzmir Kordon'da ve diğer illerde yapılan cumhuriyet mitingleri özünde, ulusun bu saldırının farkındalığını ortaya koymuştur.
Mitinglerde milyonların uyanışı emperyalimi, korkutmanın yanı sıra kazandığı mevzileri koruma ve genişletme adına, bu mitinglerde ulusa öncülük yapan kişi ve kurumlara amansız bir saldırıya yöneltmiştir. Ancak, bu hayasız saldırının yasal gösterilmesinin yolu bulunmuştur. Haksız olarak "ergennekon" adıyla bir saldırı süreci başlatılmıştır. Bu dava sürecinin ortaya atılış biçiminden, kullanılan kişilerin kimlikleri ve toplum içindeki, sonradan ortaya çıkan yaşam biçimleri, davanın ne amaçla yapıldığını tartışmasız ortaya koymuştur, Dava sürecindeki uygulamalar, ülkede ulus devlet ve cumhuriyeti savunanların başında kılıç gibi sallandırılmıştır. Gerçekte bu davada gizli kalması gereken bilgilerin sızdırılması, hedef kişilerin önce işbişlikçi medya tarafından hedef gösterilip sonrasında sorguya alınması, yasal olmayan biçimde informasyon yöntemlerinin kullanılması, delil olarak kullanılan araçların yasal olmayan şekilde muhafazaya alınması, en önemlisi de görevi gereği tarafsız kalması gereken başbakanın yargıyı etkilemek üzere ”ben bu davanın savcısıyım” sözünü etmesi, bu yargı sürecinin, yasal zeminden çoktan uzaklaştırmıştır.
Bu sürecte, Cumhuriyetin en temel kurumlarından olan Kahraman Türk ordusunun, emperyalizme karşı olduğu bilinen ve bunu "Cumhuriyet mitingleri"ni düzenlemekle hayata geçiren değerli komutanlarının bir bölümü, askeri mahalden, polis marifetiyle aşağılanmaya çalışılarak tutuklanması, bu ülkeye, bu ülkenin ulusuna karşı yapılmış, Türk ordusuna karşı yapılmış en pervasız saldırı olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki, bu sürecin yaşandığı ülkemizde mevcut iktidarın yüksek mahkeme tarafından "Laiklik karşıtı" olarak değerlendirilmesi, başta paşalarımız olmak üzere, emperyalizme karşı ulusu ve ülkeyi koruma adına fikir yürüten her aydını çoktan haklı çıkarmıştır. Ve bu karar sürecinden sonra hala bu kahraman insanların serbest bırakılmamış olması, bu eylemi sürdürenlerin suç işlemeyi sürdürdükleri biçimde algılanmalıdır.
Gerçekte, bu eylemlerini sürdürenler, bu ülkede, Türk ulusuna karşı yaptıkları saldırının hesabını bir gün mutlaka , bu ulusa, bu ulusun Cumhuriyetci değerlerine karşı vereceklerdir. Bundan kurtulamayacakları açıktır. Zaten yasaları, yasa adına çiğneyenler bunu mutlaka göze almışlardır. Sonuçlarını da biliyorlardır.
Ancak, burada asıl eleştirilmesi gereken, Atatürk’ün bütün uyarılarına rağmen gerçeği göremeyenler ya da görmek istemeyen, Atatürk'ün Cumhuriyetini korumakla görevlendirdiği kişi ve kurumların, emperyalizmin bu saldırılarını sineye çekmeleri, Türkiye Cumhuriyeti tarihine izleri hafızalardan hiç bir zaman silinmeyecek bu kara leke diyebileceğimiz oluşuma izin vermeleridir.
Emperyalizmin projeleri karşısında durumu kavrama uyanıklığını gösteremeyenler, yılgınlık gösterenler, bilerek ya da bilmeyerek bu süreçte sessiz kalanlar yaşamları boyunca taşıyacakları bu utancı, kendilerinden sonraki kuşaklarına miras bıraktılar.
Mustafa Kemal’in Ordusunun, kahraman komutanlarımız! Biz kemalistler olarak, emperyalizmin bu ülkeyi bölmek üzere, ulusal bilinci yok etmek üzere sahneye koymakta olduğu iki yüzlü, kirli oyunun sizler gibi farkındayız. Sizlerin emperyalizme karşı bu ülkeyi savunduğunuzun bilincindeyiz, bu ülkenin tarihine, Mustafa Kemal’in emanetine sahip çıkan ve bu uğurda tutsaklığı şerefle yaşayan saygın komutanlarımız olarak geçtiniz. Bizlerin bu güne kadar bu saldırılar karşısında sessizliğimizden dolayı ulusca özür borçluyuz.
Bugün, ülkenin kemalist aydınlarının ve Türk ulusunun önünde tarihi bir görev durmaktadır. Türk Ordusunun, erinden, generaline mensuplarını ulusun bağrından çıkan en saygın kurum olduğu gerçeğinden hareketle, bu kurumda başarıyla komutanlık yapmış, Kahraman Paşalarımıza karşı Ulusal bir sorumlulukla karşı karşıyayız, bu olayın ulusça karşısındayız..
Paşalarımıza uygulanan bu kabul edilemez tutsaklığa son verilmesi için, demokratik taleplerimizi sonuna kadar ortaya koymak durumundayız. Bu tarihi görevin yerine getirilmesinde gerekli gücü, ulus bilincinden ve Atatürkümüzün Türk milletine karşı duyduğu güvenden almak zorundayız. Ve Atamızın Kahraman Türk Ordusu ve subaylarına söylediği sözleri hiçbir zaman unutmamalıyız;
“Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların, yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır.
Dolayısıyla subay için "YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.”
"Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.."
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Kemalizm - Tam Da Şimdi
Kategoriler
Arkadaşlarım
• hussoloji • ikizler • blogekle • geyikfm09 • asimavi • benimki • hogsmeade • esedereli • dilayli • ikizizbiz • gazikemal • offff • c2n3r • cumhuriyethalkpartisi • dergii • akkelebek • aykizz • hayaliduman • askcicegi • sizinbloglariniz • lnur • indeterminist • ahmetfidan • ismailgumus91 • kemalistiz • aycasu
|